Öfke, diğer tüm duygular gibi dünyaya adapte olma yöntemidir. Diğer bir ifadeyle dünyaya bağlanmaktır ve öfkeyi anlamak için sadece bağlanmanın türünü anlamamız gerekir. Aşık olduğumuzda kalbimizin hızlı çarpması veya çok öfkelendiğimiz zaman nabzımızın yükselmesi gibi sebeplerden dolayı dilde oluşturulmuş bir mecaz söz konusudur. Duygularımızı özellikle öfkeyi anlamak konusunda binlerce yıldır biriken bir ihmalkarlık söz konusudur. Kızgın olmak, sinirlenmek, asabi olmak, ifadeleri direk olarak öfkeye tekabül ettiğini düşünsek bile bunlarla sınırlı değil elbette. Dolaylı olarak, hınçla dolmak, kin gütmek, çılgına dönmek, gözü kararmak, intikam ateşiyle yanmak deyimler de öfkelenmeyi anlatmak için kullanılır.

Bir insanın saldırganlaşmasına, bir başkasına ya da kendisine zarar vermesine, etrafındaki nesneleri atmasına, parçalanmasına neden olan sürecin temelinde öfke olduğunu düşünmek bir yanılgıdan başka bir şey değildir. Öfkenin de içinde olduğu ve daha birçok duygunun tetiklendiği ve karmaşık bir ruh halinin oluşmasına ve tüm bu sürecin sonunda ani parlamalarla bir dizi eylemlilik halini sadece öfkeye dayandırmak, kendimizi ve dolayısıyla duygularımızı tanımak konusunda bizi büyük bir hataya sürükler. Öfkenin ve korkunun kötü bir duygu olduğuna hükmederek kolay ve yanıltıcı bir yolu seçmekle ancak kendimize yabancılaşırız. Ancak bir duygu olarak öfke'nin, hiçte zayıflık olmadığını, bilakis gerektiğinde öfkelenmemenin bir eksiklik olduğunu dile getiren uzmanlar vardır.

Öfke halkların ortak kültürlerinde ve kendine has biçimde organik bir şekilde gelişen yerel kültürlerinden farklı olarak felsefede de kötü bir duygu olarak ele alınmıştır. Yine farklı coğrafi bölgelerde, farklı zamanlarda yaşamış ve kendilerinden sonra birçok kişiyi etkilemiş bazı düşünürlerin günümüze ulaşmış sözlerinden de anlaşılacağı gibi, öfke ancak bilgelikten yoksun, zayıf insanlara yakışan bir duygudur. Rab Korkusu Bilginin Temelidir. Oysa Ahmaklar Bilgiyi Ve Terbiyeyi Küçümser.