20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Filiz Gülkokuer; savaş, şiddet, yoksulluk ve küresel adaletsizlikler nedeniyle milyonlarca insanın evini terk etmek zorunda kaldığına dikkat çekti. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre bugün dünyada her 70 kişiden 1'inin yerinden edildiğini belirten Gülkokuer, küresel sistemin ürettiği bu krizin faturasının gelişmiş ülkeler yerine yine düşük ve orta gelirli ülkelere kesildiğini ifade etti.
Sınırlar insan hayatından daha çok korunuyor
Avrupa Birliği’nin (AB) Frontex ve yeni yürürlüğe giren Göç ve İltica Paktı gibi politikalarını sert sözlerle eleştiren Gülkokuer, "Batı dünyası insan haklarını esas almak yerine sınır güvenliği odaklı bir yaklaşım sergiliyor. Mültecilerin korunması gerekirken sınırların korunması öncelik haline getirilmiştir. Bu pakt ile birlikte göçmenlere yönelik kolluk şiddetinin Avrupa genelinde daha da artmasından endişe ediyoruz" diye konuştu. Üçüncü güvenli ülke ve sınır ötesi kamp projelerinin Türkiye gibi yoğun göç rotasındaki ülkeleri doğrudan birer 'tampon bölge' haline getirdiğini savundu.
Akdeniz mülteci mezarlığına döndü
Türkiye’deki mültecilerin statüsüzlük, her an sınır dışı edilme tehdidi, güvencesiz emek sömürüsü ve derinleşen nefret söylemiyle karşı karşıya olduğunu belirten Gülkokuer, bu çaresizliğin insanları ölümcül yolculuklara zorladığını söyledi. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerini paylaşan Gülkokuer, "Türkiye ve benzeri ülkelerden Avrupa’ya geçmek isterken Akdeniz’de hayatını kaybeden ya da kaybolan göçmen sayısı 2025 yılında en az 2 bin 200, 2026 yılının ilk 5 ayında ise 990 olarak kayıtlara geçti. Bu ölümler, devletlerin sert sınır politikalarının doğrudan bir sonucudur" dedi.
Geri gönderme yasağı ihlal ediliyor
Hem uluslararası hukukun hem de Türkiye'deki 6458 sayılı Kanun ile Anayasa'nın kimsenin hayatının tehdit altında olduğu bir yere gönderilemeyeceğini açıkça hükmettiğini hatırlatan İHD MYK Üyesi Filiz Gülkokuer, uygulamadaki aksaklıklara şu sözlerle tepki gösterdi: "Açık hukuki çerçeveye rağmen, mülteciler hukuki dayanaktan yoksun sınır dışı ve idari gözetim kararlarıyla karşı karşıya kalıyor. Geri Gönderme Merkezleri'nde çok ciddi hak ihlalleri ve adalete erişim kısıtlılıkları yaşanıyor. Hak ihlalleri ve bezdirme yöntemleriyle insanlar savaş bölgelerine 'gönüllü geri dönüşe' zorlanıyor."
Cenevre Sözleşmesi'ndeki coğrafi çekince kaldırılmalı
Mülteci krizinin kalıcı çözümü için Türkiye'nin ve uluslararası toplumun atması gereken adımları sıralayan Gülkokuer, insani bir göç politikasının tesisi için çağrıda bulundu. Gülkokuer konuşmasını şu taleplerle tamamladı: "Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekinceyi derhal kaldırmalı ve mültecilere kırılgan statüler yerine kalıcı hukuki güvenceler sağlamalıdır. Uluslararası koruma başvuru süreçleri yeniden BMMYK tarafından yürütülmeli, geri kabul anlaşmaları iptal edilmeli ve geri gönderme yasağı istisnasız uygulanmalıdır. Mültecilere insan onuruna yaraşır çalışma, eğitim ve sağlık hakları eşit şekilde sunulmalı, toplumsal barışı tehdit eden nefret söylemlerine karşı etkili politikalar geliştirilmelidir."



