Mersin Cemevi’nde Muharrem Orucu’nun beşinci gününde Anadolu’nun kadim kadın örgütlenmesi Bacıyan-ı Rum ve Kadıncık Ana’nın tarihsel mirası masaya yatırıldı. Muharrem Orucu’nun beşinci gün lokmaları, Mersin Cemevi İnanç Kurulu Üyesi M. Ali Akpınar Dedenin okuduğu gülbenk ile açılırken, canlar Rıza Aydın’ın deyişleri eşliğinde semah döndü. Oruç açımı ve semah erkanının ardından düzenlenen etkinlikte konuşan sendikacı Vicdan Baykara Güler, Alevi inancında ve Anadolu tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Kadıncık Ana profilini ve Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatını anlattı.

Anadolu'nun unutturulan kadın mirası günümüze ışık tutuyor
Dünya tarihindeki en eski ve köklü kadın örgütlenmelerinden biri olan Bacıyan-ı Rum hakkında yazılı kaynakların sınırlı olmasını, egemen tarih anlayışının baskılarına bağlayan Vicdan Baykara Güler, bu tarihsel mirasın hakkıyla yaşatılması durumunda bugün Alevi kadınlarının cem erkanlarında ve inanç önderliğinde çok daha güçlü konumda olabileceğini belirtti. Kadıncık Ana’nın, Hacı Bektaş Veli’den sonra posta oturmasının o dönem cinsiyetten ziyade liyakatin esas alındığının en somut kanıtı olduğunu vurgulayan Güler, 13. yüzyıldaki bu ileri modelin aksine, günümüz Anadolu'sunda kadın cinayetleri ve toplumsal eşitsizliklerin yaşanmasının derin bir çelişki olduğunu ifade etti.

Eşine, işine, aşına sahip olan kadınların üretim gücü
Kadıncık Ana’nın, kadınların sosyal yaşamda etkin rol almasını destekleyen aydın bilge Evhadüddin Kirmani’nin kızı olduğunu anımsatan Güler, o dönem Kayseri’de deri işçiliği ve yünlerin ipliğe dönüştürülmesi gibi üretim alanlarında Kadıncık Ana’nın ön plana çıktığını aktardı. Ahiyan-ı Rum (Anadolu Ahileri) teşkilatının insani değerler sistemini temel alan Bacıyan-ı Rum’un, "Eşine, işine, aşına sahip ol" ilkesiyle örgütlendiğini belirten Güler, bu yapının genç kızları hem ekonomik üretime kattığını hem de toplumsal sorumluluklara hazırladığını söyledi. Örgütün sadece ekonomik bir birliktelik değil; yaşlı bakımı, eğitim, sevgi ve dayanışmayı esas alan insan merkezli bir yaşam sistemi olduğunu kaydeden Güler, günümüz toplumunun ihtiyaç duyduğu kardeşlik ve paylaşım ruhunun yüzyıllar önce bu topraklarda filizlendiğini sözlerine ekledi.





