Mersinli Üreticiler Coğrafi İşaretleri Konuşuyor panelinde konuşan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, kentin binlerce yıllık tarihinden gelen kültürel ve tarımsal zenginliğine dikkat çekti. Mersin’in farklı kültürlerin buluştuğu bir kent olduğunu belirten Seçer, bölgenin gastronomi mirasının ve yerel ürünlerinin daha fazla değer kazanması için coğrafi işaret çalışmalarının önemine vurgu yaptı. Mersin’in muzdan Tarsus beyaz üzümüne, Mut zeytininden kan portakalına kadar birçok önemli ürüne sahip olduğunu ifade eden Seçer “Sadece üretmek yetmiyor, ürüne değer katmak ve bir hikaye yazmak gerekiyor” dedi. Coğrafi işaretlerin ürünlerin korunması ve dünya pazarlarında tanıtılması açısından büyük önem taşıdığını söyledi.
"Çok özel bir coğrafyada bulunuyoruz"
Seçer "Sayın Ticaret ve Sanayi Odası Başkanım, Mezitli Belediye Başkanım, değerli hocalarım, siyasi partilerimizin kıymetli temsilcileri, sivil toplum örgütlerimizin değerli temsilcileri, kıymetli hemşerilerim, üreticilerimiz ve üretici kadınlarımız; hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Öncelikle bu anlamlı organizasyonun hayata geçirilmesinde emeği geçen Mersin Ticaret ve Sanayi Odamıza, Gıda Mühendisleri Odamıza, Mersinden Kadın Kooperatifimize, Slow Food’a, Akdeniz Üniversitesi’ne ve burada ismini tek tek sayamadığım tüm paydaşlara teşekkür ediyorum. Bu toplantı bölgemiz açısından son derece önemli. Bölgemizle ilgili değerlendirme yapmak üzere bu kürsüye kimi çıkarsanız, saatlerce konuşabilir. Çünkü biz çok derin bir tarihin ve zengin bir kültürel birikimin üzerinde yaşıyoruz. Sadece binlerce yıllık bir kültürel mirasın ve tarihin üzerinde değil, aynı zamanda çok özel bir coğrafyada bulunuyoruz. Bugün Mersin il merkezinin büyük bölümünü oluşturan ve nüfusun yaklaşık yüzde 65’inin yaşadığı dört ilçeden meydana gelen bu bölge, aslında bundan yalnızca iki yüz yıl önce küçük bir balıkçı kasabasıydı. Ancak daha önce de ifade ettiğim gibi, coğrafya kaderdir. Bununla kastettiğim şudur; Doğu Akdeniz havzasının en önemli bölgelerinden birinde yer alıyoruz. 1850’li yıllarda dünyadaki gelişmeler doğrultusunda burada bir limana ihtiyaç duyuluyor. Amerika İç Savaşı döneminde Çukurova’da üretilen pamuğun İngiltere’ye ihraç edilmesi gerekiyor. Mısırlılar, Çukurova’da pamuk üretimini yaygınlaştırmış ve bunun sonucunda liman ihtiyacı ortaya çıkmıştı. Ayrıca Süveyş Kanalı’nın yapımında kullanılan katran ağaçlarının sevkiyatı için de liman gerekliydi. Bölgedeki mevcut doğal liman kullanıldı ve zamanla dünya ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline geldi.
İşte bu liman, bugünkü Mersin’i yarattı. O dönemde dünya ticaretiyle uğraşan birçok ülkeden tüccarlar Mersin’e geldi ve burada ticari hayat gelişmeye başladı. Ticaretin olduğu yerde kazanç, refah ve fırsatlar da ortaya çıkar. Böylece Mersin bir cazibe merkezi haline geldi. Dünyanın farklı bölgelerinden, çevre ülkelerden ve kadim Anadolu topraklarının dört bir yanından insanlar daha iyi bir gelecek kurma umuduyla bu kente göç etti.
Tarihsel süreç içerisinde Mersin, birçok kültürün bir arada yaşadığı, farklılıkların ortak bir potada buluştuğu ve güçlü bir sinerji yarattığı bir şehir haline geldi. Bugün 2026 dünyasında Mersin, adeta bir kültürel mozaik niteliği taşıyor. Bu durum aynı zamanda kentte huzur ve toplumsal uyumun da temelini oluşturuyor. Bunun aksini düşünen var mı? Bence bu, Mersin’in sahip olduğu en büyük zenginliklerden biridir. Hepimiz de bu nedenle burada yaşamaktan mutluluk duyuyoruz" dedi.

"Dünyanın en değerli mikro iklimine sahibiz"
"Şimdi böyle bir coğrafyanın öz değerleri çok fazladır" diyen Seçer "Bir gastronomi kültürü vardır. Çünkü farklı kültürler gelmiştir; Yörük kültürü de burada, Arap kültürü de burada, Kürt kültürü de burada, Balkan kültürü ve Kafkas kültürü de burada. Bütün bunlar zengin bir gastronomi oluşturur. Dünyanın en değerli mikro iklimine sahibiz. Dünyanın en verimli topraklarına sahibiz. Pazar değeri yüksek birçok ürün bu bölgede yetişiyor. Türkiye’nin turfanda ürünleri bu bölgede üretiliyor. Birçok endemik bitki yine burada bulunuyor. Türkiye, endemik bitki çeşitliliği açısından dünyanın en zengin coğrafyalarından biridir. Bugün temel ihtiyaç maddelerimizin, tarımsal üretim açısından birçoğunun anavatanı bu bölgedir; Mezopotamya. Doğal olarak Toros Dağları’nın sunduğu zenginliği görmemek, inkâr etmek mümkün değildir. Toroslar’a çıktığınızda dünyanın birçok yerinde olmayan endemik bitkiler görürsünüz. Bunların ekonomik değeri de bugün çok yüksektir, eğer değerlendirebilirseniz. Muzumuz var, Tarsus beyaz üzümümüz var, Tarsus kara incirimiz var, Mut zeytinimiz var, Mut kayısımız var. Her şeyimiz var ama sadece üretmek yetmiyor. Buna bir değer katmak, bir hikâye yazmak gerekiyor. Bugünkü toplantının amacı da budur. Bizim öz değerlerimize adeta bir “tescil” kazandırmak, taklitlerinden sakınmak, bu bölgenin ürünlerinin dünya pazarlarında gerçek kimliğiyle yer almasını sağlamak ve onları cazibe ürünleri haline getirmektir. Bu noktada çok kıymetli katkılar sunan hocalarımıza teşekkür ediyorum" ifadelerine yer verdi.
"Her karış vatan toprağımız kutsaldır"
Seçer, Mersin’deki 24 coğrafi işaretli ürün sayısının artırılması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Türkiye’nin farklı yerlerinde de bu tür toplantılara kadın kooperatifleri katılıyor ve yakından takip ediliyor. Peki neden Mersin’de 24 coğrafi işaretli ürün olsun da 124 olmasın? Diğer Akdeniz ve Ege illeri bizden daha mı çalışkan, daha mı vizyon sahibi? Anadolu topraklarının her köşesi değerlidir. Her karış vatan toprağımız kutsaldır. Ama kendi bölgemizin, Mersin’in değerlerini de ortaya çıkarmamız gerekir. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak göreve geldiğimiz günden bu yana, bu kentin bir tarım, kültür ve tarih şehri olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz. Projelerimizi bu gerçeklere göre planlıyor, tarıma çok önemli destekler sunuyoruz. Özellikle kadın üreticileri baş tacı yapıyoruz. Fide, fidan, ekipman, sulama borusu, arıcıya, balıkçıya kadar birçok alanda destek veriyoruz. Teknolojiyi kullanan üreticileri de teşvik ediyoruz. Örneğin GES teknolojileriyle ilgili yeni bir projemizi 2024 seçimlerinden sonra hayata geçirdik. Kooperatiflerimize “enerjinizi güneşten üretin” diyoruz. Kurdukları tesislerin maliyetinin yüzde 50’sini biz karşılıyoruz. Kırsal kalkınma sadece merkezi hükümetten beklenmemeli. Yerel yönetimler de bu süreci tamamlamalıdır. 2025 yılında tarıma doğrudan verdiğimiz destek bütçesi 215 milyon TL idi. 2026’da bunu yüzde 70 artırarak 367 milyon TL’ye çıkardık. Burada sadece belediyemizin değil, tüm paydaşlarımızın katkısı önemlidir. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve odalarla iş birliği içinde çalışıyoruz. Ancak Türkiye’de siyasal gerginlikler yerel yönetimleri de etkiliyor. Bizim arzumuz, merkezi yönetimin tüm belediyelere eşit yaklaşmasıdır" ifadelerini kullandı.

"Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, hepimiz aynı ülkenin insanıyız"
"Yerel yönetimler de bir kamu kurumudur" diyen Seçer "Sivil toplumla, ticaret odalarıyla ve diğer kurumlarla iş birliği güçlendirilmelidir. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Birlikten güç doğar. Zaten siyasiler kürsülerde birlik mesajı veriyor. Önemli olan bunun uygulamaya yansımasıdır. Siyasi görüşümüz ne olursa olsun, hepimiz aynı ülkenin insanıyız, aynı bayrağın altında yaşıyoruz. Bu bilinçle birbirimize saygı duyarak hareket edersek Türkiye çok daha güçlü bir ülke olur. Demokrasi, hukuk ve refah için birlikte çalışmalıyız. Hamzabeyli örneğinde olduğu gibi önemli çalışmalar yapıyoruz. Kan portakalı coğrafi işaretini Mersin’de kadın kooperatifimiz aldı. Ardından kullanılmayan bir köy okulu restore edilerek atölyeye dönüştürüldü. Burada kadın üreticiler randevu sistemiyle ürünlerini işliyor; reçel yapıyor, kurutuyor, paketliyor ve coğrafi işaretli ürün olarak piyasaya sunuyor. Böylece büyük bir katma değer oluşuyor. Bir kilo portakal 15–20 TL iken, işlenip paketlendiğinde çok daha yüksek değerlere satılabiliyor. İşte temel fark budur. “Köyümüz Atölye” projesi dünyada yıllar önce başlamış bir modeldir. Biz biraz geç kaldık ama başlamak önemlidir. Bu modeli yaygınlaştırmalıyız. Aynı şekilde lavanta üretimi, yerel buğday ve fasulye çeşitleri gibi projeleri de artırmalıyız. Silifke sarı buğdayından yapılan ekmek gibi ürünler hem lezzet hem de kültürel değer taşır. Ancak günümüzde genetiği değiştirilmiş üretim nedeniyle birçok ürünün tadı değişmiştir. Verim artmış olsa da lezzet ve doğallık azalmıştır. Bizim amacımız, çocukluğumuzdaki o gerçek lezzetleri yeniden yakalamak ve bu ürünleri tescilleyerek katma değerli şekilde pazara sunmaktır. Gülnar’ın nohudu, leklek fasulyesi, Silifke’nin sarı buğdayı gibi ürünleri yeniden canlandırabiliriz" dedi.
"Alın terinin ve helal kazancın ne olduğunu biliyoruz"
Üreticilerin yanında oluklarını belirten Seçer "Alın terinin ve helal kazancın ne olduğunu biliyoruz. Üretimin değerini biliyoruz. Birlikte çalışarak Mersin’i çok daha iyi yerlere taşıyacağımıza inanıyorum. Daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz. Yeter ki inanalım, birbirimizi sevelim ve saygı duyalım" diyerek sözlerini tamamladı.

