Osmanlı’nın son dönemlerinde Vehbi Nacar tarafından inşa ettirilen yapı, mimari estetiğiyle o dönemin en dikkat çekici mülklerinden biriydi. Yıllar içinde el değiştiren bina; önce Nakkaş Ailesi’ne geçerek "Nakkaş Evi", ardından Şaşati (Shashaty) ailesiyle anılarak "Şaşati Evi" isimlerini aldı. Tarihsel süreçte diplomasi trafiğine de tanıklık eden yapı, bir dönem İtalyan Konsolosluğu olarak hizmet vererek kentin kozmopolit yapısının en somut şahidi oldu.

Sarmaşıkların arasındaki gizemli güzellik
Dışarıdan bakıldığında devasa kuleleri ve cephesini saran yoğun sarmaşık tabakasıyla adeta bir Avrupa şatosunu andıran bina, yoldan geçen her vatandaşın dönüp bir kez daha baktığı bir nokta. Şehir dışından ve yurt dışından gelen turistlerin de ilgisini çeken yapı için çevre sakinleri duygularını şu sözlerle dile getiriyor: "Bu şato harika ama neden terk edilmiş? Önünden her geçtiğimizde 'Keşke burası yeniden hayata döndürülse' diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz."

Estetik mirastan "korku evi" görüntüsüne
Bir zamanlar Mersin’in en prestijli adresi olan bu "kent şatosu", şimdilerde bakımsızlığın getirdiği ürpertici bir havaya bürünmüş durumda. Pencerelerindeki ıssızlık ve bahçesindeki sahipsizlik, binayı merak uyandıran ama bir o kadar da hüzün veren bir "hayalet eve" dönüştürdü. İç mekanının ihtişamını merak eden vatandaşlar, yapının daha fazla tahrip olmadan restore edilmesini bekliyor.

Tarih siliniyor mu?
Mersin’in mimari mirasının en özel örneklerinden biri olan Nacar Evi, pek çok tarihi yapı gibi unutulmaya yüz tutmuş durumda. Kentin hafızasında önemli bir yer tutan bu çift kuleli masal evi, sadece eski fotoğraflarda bir anı olarak kalacak.




