İşçi ve işveren arasındaki hukuki ilişkinin kapsamı, çalışma koşullarından ücret ve izin haklarına, iş sözleşmesinin sona ermesinden fesih usullerine kadar birçok konuyu içeriyor. İş Kanunu kapsamında tarafların hak ve yükümlülüklerini değerlendiren Avukat Ece Serin, iş ilişkisinde hukuki güvenliğin sağlanması ve hak kayıplarının önlenmesi için yasal düzenlemelerin bilinmesi gerektiğini belirtti.
İş sözleşmesi ve çalışma koşulları
İş sözleşmesinin türleri, yazılı sözleşme zorunluluğu ve çalışma koşullarında değişiklik yapılmasının usullerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Ece Serin, işçi ile işveren arasındaki ilişkinin kanuni çerçevede yürütülmesinin önemine değindi.
Serin, “İş sözleşmesi, işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin ise ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kanunda aksi öngörülmedikçe belirli bir şekle bağlı olmayan bu sözleşmenin süresi bir yıl veya daha fazla ise yazılı yapılması zorunludur. İş sözleşmeleri belirli ya da belirsiz süreli, tam ya da kısmi süreli veya uzaktan çalışma esasına dayalı olarak düzenlenebilir. Ancak belirli süreli sözleşme yapılabilmesi için kanunda aranan objektif koşulların bulunması gerekir. Esaslı bir neden olmadıkça bu sözleşmelerin art arda yenilenmesi, iş ilişkisinin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilmesine yol açabilir” dedi.
İşverenin yönetim hakkının sınırsız olmadığını ifade eden Serin, “İşverenin yönetim hakkı sınırsız değildir. İş sözleşmesi, personel yönetmeliği veya işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılması, değişikliğin işçiye yazılı olarak bildirilmesine ve işçi tarafından altı iş günü içinde yazılı olarak kabul edilmesine bağlıdır. Bu usule uyulmayan değişiklikler işçiyi bağlamaz. Dolayısıyla işçinin çalışma koşullarındaki değişikliklere karşı korunması kadar işverenin de değişiklikleri kanuni usule uygun biçimde gerçekleştirmesi önem taşır” diye konuştu.
Ücret, izin ve çalışma hakkı
İşçinin ücret ve yıllık izin haklarına da değinen Avukat Ece Serin, ücretin zamanında ödenmesi ve işçinin dinlenme hakkının korunmasının işverenin temel yükümlülükleri arasında bulunduğunu belirtti.
Serin, “İşçinin en temel hakkı, yaptığı işin karşılığında ücret almasıdır. Ücret en geç ayda bir ödenmeli, iş sözleşmesi sona erdiğinde işçinin ücreti ile sözleşme ve kanundan doğan, para ile ölçülebilen hakları eksiksiz karşılanmalıdır. Ücretin kanuna veya sözleşmeye uygun hesaplanmaması ya da ödenmemesi, işçiye haklı nedenle derhal fesih hakkı verebilir. Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi ise beş yıldır” dedi.
Yıllık ücretli iznin işçinin vazgeçemeyeceği haklardan biri olduğunu kaydeden Serin, “İşçinin dinlenme hakkının önemli bir parçası olan yıllık ücretli izne, kural olarak aynı işyerinde en az bir yıl çalışılmasıyla hak kazanılır. Kanunda belirlenen asgari izin süreleri kıdeme göre değişir ve bu haktan vazgeçilemez. İşveren, yıllık izin dönemine ait ücreti işçi izne başlamadan önce peşin ödemek veya avans olarak vermekle yükümlüdür” ifadelerini kullandı.
Kadın işçilere yönelik özel haklar
Kadın işçilerin evlilik, gebelik, doğum ve çocuk bakımı süreçlerinde yararlanabilecekleri hakların önemine dikkat çeken Avukat Ece Serin, İş Kanunu'nun bu dönemlerde çalışanları korumaya yönelik özel düzenlemeler içerdiğini belirtti.
Serin, “İş Kanunu, kadın işçilerin evlilik, gebelik, doğum ve çocuk bakımı süreçlerinde korunmasına yönelik özel haklar da tanımaktadır. Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra on altı hafta çalıştırılmamaları esastır. Sağlık durumunun uygun olması ve doktorun onayıyla kadın işçi, doğumdan önceki son iki haftaya kadar çalışabilir, bu durumda çalışılan süreler doğum sonrası sürelere eklenir” dedi.
Analık izni sonrasında kullanılabilecek izin ve çalışma imkanlarına da değinen Serin, “Analık izninin ardından kanunda belirtilen koşullarla kısmi süreli çalışma ve ücretsiz izin imkanlarından da yararlanılabilir. Ayrıca kadın işçilere, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatlerde ve kaça bölünerek kullanılacağını işçi kendisi belirler, süt izni çalışma süresinden sayılır. Gebelik süresince periyodik kontroller için ücretli izin verilmesi ve hekim raporuyla gerekli görüldüğünde kadın işçinin sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılması da işverenin yükümlülükleri arasındadır. Bu hallerde işçinin ücretinde indirim yapılamaz” diye konuştu.
Kadın işçilerin evlilik nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirmeleri durumunda kıdem tazminatı hakkının da gündeme gelebileceğini belirten Serin, “Bunun yanında, kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi isteğiyle iş sözleşmesini sona erdirmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanması da mümkündür. Bu hak, 1475 sayılı İş Kanunu’nun yürürlükteki 14. maddesinden kaynaklanmaktadır. Kadın işçilerin bu haklarını ve ilgili yasal süreleri bilmeleri, çalışma hayatında hak kaybı yaşamamaları açısından önem taşır” ifadelerini kullandı.
İş sözleşmesinin sona ermesi ve fesih güvencesi
İş sözleşmelerinin sona erdirilmesinde bildirim süreleri, haklı fesih nedenleri ve iş güvencesine ilişkin kuralların önem taşıdığını belirten Avukat Ece Serin, fesih işlemlerinin kanunda öngörülen usullere uygun yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Serin, “Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde fesih öncesinde, işçinin kıdemine göre iki ila sekiz hafta arasında değişen bildirim sürelerine uyulması gerekir. Bu sürelere uyulmaması, ihbar tazminatı yükümlülüğünü doğurabilir. Bununla birlikte işçi ve işveren, kanunda belirtilen haklı nedenlerin varlığı halinde bildirim süresini beklemeden sözleşmeyi sona erdirebilir. Ücretin ödenmemesi, işçinin sağlık ve güvenliğini tehdit eden durumlar veya kanunda sayılan ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlar, koşulları oluştuğunda işçinin haklı fesih nedenleri arasında yer alır. İşveren bakımından da kanunda belirtilen devamsızlık, güveni kötüye kullanma ve benzeri durumlar haklı fesih sebebi oluşturabilir” dedi.
Fesih bildiriminin gerekçeli olması ve ispat yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerektiğini kaydeden Serin, “İşveren, feshi geçerli bir nedene dayandırmak zorundadır. Fesih bildirimi yazılı yapılmalı ve fesih nedeni açık ve kesin biçimde belirtilmelidir. İşçinin davranışı veya verimi nedeniyle fesih yapılacaksa kural olarak savunmasının alınması da gerekir. Feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükü işverene aittir” diye konuştu.
İşe iade sürecinde yasal sürelerin kaçırılmaması gerektiğini vurgulayan Serin, “Fesih bildiriminin geçersiz olduğunu düşünen işçi, tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmalıdır. Anlaşma sağlanamaması halinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde dava açılabilir. Feshin geçersizliğine karar verilmesi durumunda işe başlatmama tazminatı ve en çok dört aya kadar boşta geçen süre ücreti gündeme gelebilir. Ayrıca işveren, işçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur” ifadelerini kullandı.
Hakların korunması, yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle mümkün
İşçi ve işverenin karşılıklı hak ve sorumluluklarını bilmesinin çalışma hayatında yaşanabilecek uyuşmazlıkların önlenmesine katkı sağladığını belirten Avukat Ece Serin, sözleşmelerin ve yazılı bildirimlerin dikkatle incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Serin, “İş Kanunu, işçiye ücret, izin, çalışma koşulları ve feshe karşı korunma gibi haklar tanırken işverene de ücret ödeme, kayıt tutma, çalışma koşullarına uyma ve fesih işlemlerini hukuka uygun yürütme yükümlülükleri getirir. İşçi de üstlendiği işi sözleşmeye uygun biçimde yerine getirmek, işyeri kurallarına uymak ve yükümlülüklerini dürüstlük çerçevesinde yerine getirmekle sorumludur.
Çalışma hayatında uyuşmazlıkların önlenmesi, tarafların yalnızca kendi haklarını değil, karşılıklı yükümlülüklerini de bilmesiyle mümkündür. Hak kaybına uğramamak için iş sözleşmelerinin ve yazılı bildirimlerin dikkatle incelenmesi, ücret ve çalışma kayıtlarının saklanması ve uyuşmazlık halinde kanuni sürelerinin kaçırılmaması gerekir. Zira iş ilişkisinde hukuki güvence, hakların bilinmesi kadar bu hakların zamanında ve doğru usulle kullanılmasına da bağlıdır” dedi.




