Diktatörler koşturmalarını kaplanların sırtında yaparlar, inmeye de cesaretleri yoktur, ayrıca kaplanlar da gittikçe acıkmaktadır. Bu diktatörleri tahtlarında askerlerinin süngüleri, polislerin copları ile görürsünüz. Kendilerini dünyaya güvenç ve övünç ile gösterirken içleri korkuyla doludur. Onlar vatandaşlarının söz ve düşüncelerinden korkmaktadırlar. En ufak bir harekette kaçacak delik ararlar."

Demokrasi; kaynak olarak halk iradesine dayanan, amaç olarak toplumun iyiliğini hedefleyen, yönetim olarak ise demokratik diye adlandırılan birtakım usullerle çalışan bir siyasal yönetim tarzıdır. Fazilet esas itibarıyla başkalarına duyulan saygıdır. Her insan küçük bir dünyadır. Fakir bir demokrasi, müreffeh bir aristokrasi veya monarşiden daha iyidir. Aynı şekilde hürriyet de esaretten daha iyidir. Biz mutluluğun, hürriyetin bir meyvesi olduğuna inanıyoruz.

Adaletin kurbanı olmak, başkalarına adaletsiz davranmaktan iyidir."

Totaliter idareler, memleketlerinde ve insanlarının ruhunda kapanmayacak yaraların izlerini bırakırlar. İktidarını muhafaza uğruna bir diktatörün yapmayacağı şey yoktur. Öncelikle memleketin problemlerini çözme sorumluluğuna genellikle katlanamazlar. Demokratik ülkelerde insanın hür olarak doğduğu tarzında formüle edilen yaklaşım ile insan yaşamak için doğar" kaidesi arasında amaç bakımından bir fark yoktur. Kişinin bireysel yanının kabulünden başka toplumsal boyutuna da atıfta bulunan bir açılımı söz konusudur. Yani, birey de, mülkiyet de, hürriyet de vardır. Diğer taraftan topluluk ruhu da vardır. Bir toplumu oluşturan unsurlar arasında farklı bilgi, inanç ve değerler de vardır. Bu farklılıkların çatışma sebebi olmamasını sağlayan bencil kişilerdir.

Günümüzde insan hakları söyleminin temelini, insanların eşitliği düşüncesi oluşturmaktadır ve insan hakları temeline dayanmayan bir söylemin evrensel düzeyde kabul ve başarı şansı hemen hemen hiç yoktur. İnsan haklarına ilişkin talepler temelde, insanın değerinin korunmasıyla ilgili taleplerdir. Dünyada gelinen bugünkü durumda, demokrasinin olmadığı, fikir hürriyetinin gelişmediği bir ülkede bilim ve sanatın da gelişmesi mümkün değildir. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde demokrasinin özüne en uygun yönetim tarzı olduğunu görüyoruz. Modern demokrasileri hayata geçiren programlar, modern yaşayışın bir eseri olarak kabul edilen haklardır. Unutulmamalıdır ki, her millet layık olduğu şekilde yönetilir. Sevgiyle Kalın. Esenlikte Yaşayın.