Dört Halife devrinde İslam ordularının Suriye’yi fethedip Çukurova’ya girmesiyle birlikte kısa sürede ele geçirilen Tarsus, zamanla askeri bir üs haline geldi. Abbasiler döneminde ise kent, İslam ordularının Anadolu’ya düzenlediği seferlerin en önemli hareket noktası oldu. Halife Me’mun, ilk kez 830 yılında Bizans’a karşı savaşmak amacıyla Anadolu’ya hareket etti. Misis üzerinden Tarsus’a ulaşan Me’mun, başarıyla sonuçlanan zaferinin ardından Bağdat’a döndü. Ancak ertesi yıl Bizans İmparatoru’nun Tarsus yakınlarına kadar gelerek İslam ordularını bozguna uğratması üzerine Me’mun, ikinci kez Tarsus’a geldi. Gerçekleştirdiği başarılı akınlar sonrası ordugah olarak kullandığı kentten tekrar ayrıldı.
Serinlemek isterken hastalandı

833 yılında, fethettiği yerleri imar edip buralara Müslüman ahaliyi yerleştirmeyi düşünen Me’mun,, üçüncü ve son kez Çukurova’ya geldi. Rivayete göre, yaz aylarının sıcak olması nedeniyle Pozantı nehrinin soğuk sularına sık sık giren halife, yine böyle bir günde serinlerken Bağdat’tan getirilen bir sepet taze hurmayı yedikten sonra buz gibi sulardan içti. Kısa süre sonra humma hastalığına yakalanan Me’mun, günlerce ateşlendi. Dönemin ünlü hekimlerinin tüm müdahalelerine rağmen Malta hummasından kurtarılamayan halife, henüz 48 yaşındayken 9 Ağustos 833’te hayatını kaybetti.
Bir evin bahçesine defnedildi, caminin içinde kaldı
Halifelerin mezarlarının gizli tutulması geleneği nedeniyle Me’mun’un cenazesi Pozantı’dan Tarsus’a getirildi. Babası Harun Reşid’in sağ kolu ve dönemin Tarsus valisi olan Hakan el-Hadim’in evinin bahçesine defnedildi. Bu evin yanında büyük bir cami bulunuyordu. Zamanla evin yıkılmasıyla birlikte cami genişletildi ve dahil edilen alan içinde Halife Me’mun’un mezarı da bugünkü konumuna ulaştı. Artık mezar, Tarsus Ulu Cami’nin içinde yer alıyor. İbadethanede bulunan bu önemli nokta, hem ibadet hem de ziyaret amaçlı gelenlerin uğrak yeri olmayı sürdürüyor.




