EMEP İl Başkanı Sedat Başkavak, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda içine bulunduğu kritik durumu çarpıcı verilerle değerlendirdi. Başkavak, Türkiye’nin dünya basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 163. sıraya kadar gerilediğini belirterek, günümüzde ne basının özgür olduğunu ne de emekçilerin haber alma hakkına sağlıklı bir şekilde ulaşabildiğini vurguladı.
Sansür yasası gazeteciliğin üzerinde bir baskı aracı
Basın özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden birinin Türk Ceza Kanunu’na (TCK) eklenen 217/A maddesi olduğunu ifade eden Başkavak, kamuoyunda "Sansür Yasası" olarak bilinen bu düzenlemenin gazetecileri iktidarın rahatsız olacağı konuları haber yapmamaya zorlamak için kullanıldığını savundu. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın raporuna atıfta bulunan Başkavak, yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana 88 gazeteci hakkında 113 soruşturma başlatıldığını, 29 gazetecinin gözaltına alındığını ve 6 gazetecinin tutuklandığını belirtti. Son bir yılda bu madde kapsamında 19 gazeteci hakkında dava açılırken, 12 gazetecinin yargılamasının halen devam ettiği bilgisi paylaşıldı.
Bir yılda 300’ün üzerinde gazeteci hakim karşısına çıktı
Gazetecilerin "adliye mesaisi" olarak nitelendirilen yargı sürecine dair ağır bilançoyu paylaşan Başkavak, son bir yılda 224 ceza davasında 300’ün üzerinde gazetecinin yargılandığını ve bu davalar sonucunda toplamda 53 yıl 4 ay 16 gün hapis cezası verildiğini ifade etti. Yalnızca ceza davalarıyla değil, aynı zamanda en az 21 tazminat davasıyla da gazetecilerin kalemlerinin teslim alınmak istendiği vurgulandı. Gazetecilerin mesleki faaliyetleri sırasında fiziksel ve sözlü saldırılara da maruz kaldığına dikkat çekilen açıklamada, son olarak 1 Mayıs kutlamaları sırasında Taksim’de çok sayıda medya çalışanının darbedildiği ve biber gazına maruz kaldığı hatırlatıldı.
Sistematik baskı ve haber alma hakkı vurgusu
RTÜK’ün idari para cezaları ve ekran karartma yaptırımlarıyla televizyon kanallarını kontrol altına almaya çalıştığını belirten Başkavak, dijital medyada ise yüzlerce haber ve sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın basının eleştirisine alışılması gerektiği yönündeki sözlerine karşılık, son bir yıldaki pratiğin bunun tam tersi yönünde geliştiğini ve bu saldırıların münferit değil, sistematik bir "Saray rejimi" politikası olduğunu savundu. Başkavak, basın özgürlüğünün savunulmasının yalnızca gazetecilerin görevi olmadığını, halkın haber alma hakkını korumak adına tüm işçi ve emekçilerin bu mücadeleye destek vermesi gerektiğini ifade ederek açıklamasını tamamladı.




