Geleneksel el işçiliğiyle hazırlanan zihgir örneklerinin de sergilendiği etkinlikte, katılımcılar hem yapım sürecini yakından inceleme hem de zihgir sanatına dair bilgi edinme fırsatı buldular.

"Yaylar çoğunlukla yurt dışından, özellikle Macaristan’dan geliyor"
Gökce “Tarsus’ta oturuyorum. Polis memuruyum. 2017’de bir tesadüf sonucu oğlum ile Okçuluk Kulübü’nün yanından geçerken rastgele içeri girdik. Hocalarla tanıştık. Onlar da geleneksel Türk okçuluğunu canlandırmaya çalıştıklarını anlattı. Benim kökenim beden eğitimi. Spor Akademisi mezunuyum. ‘Biz ne yapabiliriz?’ diye düşündük. Çocuk başlayınca biz de arkasından başlamış olduk. 2017 yılında ok atmaya başladık. O dönem geleneksel Türk okçuluğu Türkiye’de yeni yeni canlanıyordu. Ancak ok ve yay gibi ekipmanları temin etmek oldukça zordu. Türkiye’de bu işi yapan usta sayısı azdı. Yaylar çoğunlukla yurt dışından, özellikle Macaristan’dan geliyor ve fiyatları 3-4 bin Euro’ya kadar çıkıyordu. Bizim de imkanlarımız sınırlıydı. Bu nedenle bazı ustalar yay yapımına, bazıları ok yapımına yöneldi. Bize de ‘Bu iş fazla vakit almaz’ dediler ama sonradan en zor işlerden biri olduğunu gördük. Böylece geleneksel Türk okçuluk yüzüğü olan zihgir yapımına başladık" dedi.

"Ecdadımız savaş sanatını estetikle birleştirmiş"
"Aslında çok küçük ve önemsiz gibi görünen bir parça" diyen Gökce "Ancak hocalarımdan biri bunu çok güzel anlatmıştı. Savaşlarda insanlar ölürken bile ecdadımız savaş sanatını estetikle birleştirmiş. Gerektiğinde yayını, kılıcını, at ekipmanlarını süslemiş; oklarına desenler işlemiş. Savaşın en zarif parçalarından biri olan zihgire de büyük değer verilmiş. Durumu olanlar altından, bronzdan, mücevher taşlarından zihgirler yaptırmış. Elimizde Büyük Selçuklu döneminden kaldığı düşünülen bir zihgir örneği de var. Yaklaşık 900 ila 1000 yıllık olduğu tahmin ediliyor. Üstelik replika değil, orijinal bir parça ve hala atışlarda kullanıyorum. Bu işi bize öğreten bir usta olmadı. Son zihgir ustalarının üzerinden yaklaşık yüzlerce yıl geçmiş. Kimse çıkıp da ‘Şöyle yapılır’ demedi. Biz elimizdeki eski örnekleri inceleyerek, göz kararı ve el yordamıyla zihgir yapımını öğrenmeye çalıştık. Bir akrabamız Çanakkale’de tarlasını sürerken iki eski zihgir bulmuş. İlgimi bildiği için onları bana hediye etti. Ben de karşılığında kendisine yeni zihgirler yapıp verdim. O eski parçalar bizim için önemli birer örnek oldu. Zihgir aslında ihtiyaçtan doğdu. Ok atarken bazı yayların gerginliği çok yüksek oluyor. Çileyi çekerken parmak birkaç atıştan sonra morarmaya başlıyor. Zihgir de tam olarak bu noktada hem koruyucu hem de işlevsel bir parça olarak kullanılıyor” ifadelerine yer verdi.

"Zihgir bir protezdir"
Gökce "Kirişin daha çabuk kayması için Osmanlı formu şeklinde yaptık. Daha kullanışlı oldu. Yaklaşık 10-15 tane ülkede sporcularımız kullanıyor. Burada da isteyen sporcularımıza yapıyoruz. Yani ben genelde dışarıya hani kullanmayacak işlere, varsa elimde kullanılmayacak bir zihgir, onu da hediye etmeye çalışıyorum. Ama kullanacaksa bir sporcu, ona göre yapılır. Çünkü zihgir kişiye özeldir. Zihgir bir protezdir. Yani senin zihgirini başkası kullanamaz. Zihgir yapılırken de parmağın yanında olması gerekir" sözlerine yer verdi.




