Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okul çevresinde meydana gelen ve 11 öğrencinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırı, çocukların ve gençlerin güvenliği konusunda önleyici politikaların güçlendirilmesi gerektiğini dile getiren Hayatboyu Eğitim ve Şiddetle Mücadele Vakfı (HEGEM) Mersin Mezitli Şube Başkanı ve Aile Danışmanı Pınar Baybaşin, yalnızca saldırı sonrasında alınacak güvenlik ve hukuki tedbirlerin yetersiz kalacağını, şiddete giden sürecin daha erken aşamalarda ele alınmasının şart olduğunu vurguladı.
HEGEM Vakfı tarafından TBMM Şiddet Araştırma Komisyonuna sunulan raporda çok disiplinli ve çok sektörlü bir yaklaşımın benimsenmesi, illerin coğrafi, kurumsal ve tematik sosyal risk haritalarının çıkarılması ve önleyici çalışmaların güçlendirilmesi gerektiği ifade edildiğini hatırlatan Baybaşin, “Meclis’te yapılan bu değerlendirmeler bize aslında çok önemli bir şey söylüyor. Şiddet ortaya çıktıktan sonra yalnızca sonucu yönetmeye çalışmak yeterli değil. Şiddetin beslendiği sosyal riskleri önceden görmemiz gerekiyor” dedi.
Gençlerin öfkesini sadece disiplin sorunu olarak göremeyiz
HEGEM araştırmalarında gençlerin öfke ve kızgınlık düzeylerine ilişkin dikkat çekici bulguların ortaya konduğunu belirten Baybaşin, bu verilerin tek başına şiddetin nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini; ancak gençlerin psikososyal durumlarının, aile ilişkilerinin, okul ortamlarının ve sosyal çevrelerinin birlikte ele alınması gerektiğini ifade ederek, “Bir gencin öfkesi, yalnızca disiplin başlığı altında değerlendirilmemeli. Bazen o öfkenin arkasında duyulmayan bir çocuk, çözülemeyen bir çatışma, aile içi iletişim sorunu, dışlanma veya sosyal yalnızlık olabilir. Bunların hiçbirini tek başına şiddetin nedeni olarak gösteremeyiz. Ancak hepsini erken uyarı alanları olarak daha dikkatli değerlendirmeliyiz” diye konuştu.
Okul güvenliği sadece fiziksel güvenlik değildir
Güvenli okul kavramının yalnızca kamera, güvenlik görevlisi ve giriş-çıkış kontrolleriyle sınırlı tutulmaması gerektiğini savunan Baybaşin, “Güvenli okul kavramını tüm eğitim sistemimize yerleştirmeliyiz. Çocuğun kendisini ifade edebildiği, öğretmenin risk işaretlerini fark edebildiği, ailenin destek alabildiği, psikososyal destek mekanizmalarının ulaşılabilir olduğu ve kurumların koordineli çalıştığı okuldur. Fiziksel güvenlik ile sosyal güvenliği birlikte düşünmek zorundayız” şeklinde konuştu.
Mersin’in sosyal risk haritasını konuşmalıyız
HEGEM Vakfı Mersin Mezitli Şube Başkanlığı olarak Mersin’in kendi sosyal risklerinin bilimsel veriler ve saha çalışmalarıyla ortaya konulması gerektiğini belirten Baybaşin, “Her ilin, her ilçenin, hatta her mahallenin sosyal riskleri aynı değil. Mersin’de çocuklarımız ve gençlerimiz hangi risklerle karşı karşıya? Hangi bölgelerde sosyal destek ihtiyacı daha fazla? Okullarımızda hangi sorunlar görünür hale geliyor? Aileler nerede desteğe ihtiyaç duyuyor? Önce bunları bilmeliyiz. Çünkü risk haritasını çıkarmadan etkili bir önleme politikası oluşturamayız” ifadelerini kullandı.
“Artık beklemeyelim, önleyelim”
Açıklamasının sonunda kamu kurumlarına, yerel yönetimlere, üniversitelere, okullara, uzmanlara, sivil toplum kuruluşlarına ve ailelere çağrıda bulunan Baybaşin, “Bugün yaşanan her olaydan sonra aynı cümleleri kurup birkaç gün sonra gündemimizi değiştiremeyiz. Çocuklarımızın güvenliği için olayların olmasını beklemek zorunda değiliz. Gelin; riskleri birlikte tespit edelim, sosyal risk haritalarımızı oluşturalım, okullarımızı güçlendirelim, aileleri destekleyelim ve çocuklarımızın sesini daha erken duyulalım. Kurumlarımız yalnızca kriz çıktığında değil, kriz çıkmadan önce aynı masada buluşsun. Manisa’da yaşanan acının başka bir şehirde, başka bir okulda, başka bir çocuğun hayatında tekrarlanmaması için bugün harekete geçelim. Biz HEGEM Vakfı Mersin Mezitli Şube Başkanlığı olarak bu sorumluluğun bir parçası olmaya hazırız. Şiddeti beklemeyelim. Riski görelim, çocuğu duyalım, aileyi güçlendirelim ve birlikte önleyelim” diye konuştu.



