Yağmurun getirdiği mucize
90’lı yılların sonunda Mersin’in arka sokaklarında, Kurdali mahallesinin tozlu yollarında kardeşleriyle birlikte omuzlarında boya sandığıyla rızkını arayan Faik Güçlü, o günleri "Kendimizi ifade edemediğimiz, maddi ve manevi anlamda ötelendiğimiz yıllar" olarak tanımladı. 1998 yılının yağmurlu bir kış gününde, akşam eve boş dönmemek ve annesine hesap verebilmek için müşteri ararken sığındığı kütüphane, onun için bambaşka bir dünyanın kapısı oldu.

Okuyan ağabey, ödül alan kardeş
Kütüphaneyle tanıştıktan sonra her gün kitap okumaya başlayan ve bitirdiği eserleri hızla yenileriyle değiştiren Güçlü, o dönem kütüphane görevlilerinin dikkatini çekti. Kendi ve kardeşi adına aldığı kitaplarla aslında gizli bir rekor kırıyordu. 1998 yılında "en çok kitap okuyan" ödülü, kayıtlar üzerinden kardeşine gitse de, o gün hediye edilen mont ve çanta aslında Faik Güçlü’nün azminin ilk somut mükafatıydı.

"Beni buraya getiren tek şey edebiyattır"
2004 yılında Diyarbakır’da üniversiteyi kazanarak eğitim hayatına yeni bir yön veren Güçlü, babasının hukuk okuma ısrarına rağmen gönlünü kaptırdığı edebiyatın peşinden gitti. Sadece 3 ay gibi kısa bir sürede ilk 20 binlik dereceye girmesini tamamen kitaplara borçlu olduğunu belirten Güçlü, yaşadığı dönüşümü, "İçimde yazmak istediğim şeyler vardı ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Her okuduğum kitap bana yeni bir kapı açtı. Bugün beni buraya getiren şey kesinlikle sanat, edebiyat ve kitaptır" sözleriyle anlattı. Kendi hayatını değiştirmekle kalmayan Güçlü, sokaktaki çocukları da kütüphaneye taşıyarak toplumsal bir dönüşümün öncüsü oldu. Ailesindeki 8 kardeşinin üniversite mezunu olmasına da ilham kaynağı olan Güçlü, bugün bir öğretmen olarak yeni nesillere kitapların hayatı nasıl yeniden inşa edebileceğini kanıtladığına vurgu yaptı.




