"28 Şubat, vesayetin en sistematik tezahürlerinden biridir"
28 Şubat sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan ve sürecin toplumsal etkilerine dikkat çeken Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Ekmen, “Erbakan Hoca’nın, iktidarı paylaştığı örtülü darbe süreci içerisinde 28 Şubat, Türkiye’nin demokrasi hafızasında vesayetin en somut ve sistematik tezahürlerinden biri olarak yerini almıştır. Bu süreçte devlet aygıtı neredeyse tüm kurumlarıyla ve sivil toplumu da kendisine angaje ederek siyaset kurumu üzerinde tahakküm kurmuş, vatandaşlar ‘makbul’ ve ‘sakıncalı’ gibi kategorilere ayrıştırılmıştır. Eğitimden çalışma hayatına kadar kamusal alanın tamamı, hak temelli bir yaklaşımdan ziyade güvenlikçi ve baskıcı bir refleksle dizayn edilmiştir” şeklinde konuştu.
"Devlet gücü vatandaş üzerinde tahakküm aracına dönüşmemelidir"
Geçmişle yüzleşmenin amacının rövanş olmadığını vurgulayan Ekmen, “Bu meseleye bakış açımız, geçmişle hesaplaşma, rövanşist bir dil değil; geçmişten ders almak, bugün için durumumuzu değerlendirmek, devletin itibarını ve milletin birliğini hukuk temelinde sağlamanın muhasebe aracı olmalıdır. Devlet gücü hiçbir gerekçeyle vatandaşının inanç ya da inançsızlığı veya dünya görüşü üzerinden tahakküm kuracak bir araca dönüşmemelidir” dedi.
"Örtülü darbe girişimine direnenlerden biri Yazıcıoğlu’ydu"
Muhsin Yazıcıoğlu’nu da rahmetle anan Ekmen, “28 Şubat dediğimizde rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu da rahmetle anmamız gerekiyor. O dönemki örtülü darbe girişimine karşı direnç gösteren en sembol isimlerden biriydi” ifadelerini kullandı.
"Sivil toplum kamulaştırılmış durumda"
Ekmen, “Birtakım ihalelerle ilgili olarak ‘5’li çete’ diye bir tanımlama var; ancak siyasi literatürümüze ‘5’li çete’ ifadesi ilk kez, o dönem iktidar üzerinde tahakküm kurmaya çalışan beş sivil toplum örgütünün isminden dolayı girmişti. O gün sivil toplum örgütlerinin iktidar üzerinde tahakküm kurması ya da kurmaya çalışması ne kadar yanlışsa, bugün Türkiye’nin en büyük meslek örgütlerinin kendi üyelerinin sorunları hakkında dahi konuşamaz hale gelmesi de o kadar sakıncalıdır” açıklamasında bulundu.
Sivil toplum ve yargı bağımsızlığına ilişkin eleştirilerde de bulunan Grup Başkanı Ekmen, “Bugün sivil toplum alanını adeta kamulaştırılarak sivil toplumun neredeyse tamamen iktidara ve devlete angaje edilmiş olması da aynı şekilde yanlıştır. O dönemde yargı erkini kullanarak sivil siyaseti dizayn etmek, iktidarı işlevsiz kılmak ne kadar yanlış ise; bugün de ‘devletin başı’ sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanı’nın her vesileyle yargı mensuplarına hitap etmesi, mahkemelerin talimatla çalışması, bağımsız karar veremez hale gelmesi, hasbelkader verilen kararların da iktidarın işine gelmemesi halinde uygulanmaması ile ortaya çıkan yargının işlevsizliği ve araçsallaştırılması da aynı şekilde büyük bir yanlıştır. Hatırlayalım, devam eden dönemde Türkiye Barolar Birliği Başkanı merhum Özdemir Özok Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanmış ancak CHP üyeliği nedeniyle bu görevi reddetmişti. Bu asil davranışın ne kadar önemli olduğunu bugün Anayasa Mahkemesinde AK Parti üyeliğinden gelen birçok kişiyi gördüğümüzde daha iyi anlıyoruz. Keza, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın Adalet Bakanlığı’na atanmasında yargıdan yürütmete geçişin bu kadar kolay olmasının sakıncaları, yine dünden bugüne almamız gereken derslerden biridir. O gün başörtüsü başta olmak üzere dinî inançlar ve pratikler üzerinde baskı kurmak ne kadar yanlış ise, bugün dinî değerlerin siyasi alanda tüketilmesi de o kadar yanlıştır. İçi boşaltılmış bir dinî sembolizm, işportaya düşmüş dinî ritüellik, dinî değerlerin iktidar pratiğiyle uyumsuzluğu nedeniyle ateizmin, deizmin gençler arasında yaygınlaşmış olması, yine geçmişten ders alınmamasının sonuçlarındandır” ifadelerini kullandı.




