Süreç, atipik bir karakter sergiliyor

Konferansta sürdülen sürecin denemelerden ve dünyadaki benzer çatışma çözümü süreçlerinden farklı, atipik karakteri olduğunu belirten Ekmen, “Çatışma çözümü, disiplini ve literatürü açısından mevcut sürecin mimarisini, ajandasını, zayıf ve güçlü yönlerini sizinle paylaşmaya çalışacağım. Mustafa Bey'in de ifade ettiği gibi, PKK'nın görüşmeler yoluyla silahsızlandırılması ve feshi amacıyla değişik tarihlerde en az 13 ayrı girişim yapıldığı biliniyor. Bu süreç, bu 13 ayrı süreçten de bilinen İrlanda, Kolombiya, İspanya, Güney Afrika ve benzeri süreçlerden de ayrışarak çok farklı bir atipik karakter sergiliyor. Bu atipikliğin en önemli göstergesi, Kürt meselesinin kök sebeplerinin veyahut da Türkiye'nin demokratikleşmesine dair bir gündem veya ilerleme tespit edilmeden silahlı mücadeleye son verilme isteğidir. Örgütün kurucusu, 25 yıldır mahkûm bulunan Abdullah Öcalan'ın devlete bir görev tevdi etmeden, paradigma ve strateji değişikliği ile silahlı mücadeleye son verme çağrısı atipiklik ve sürecin güçlü yönleri açısından önemli bir durumdur. Bu çağrı, Türkiye'de devletçi ve milliyetçi çizgide siyaset yapan, sadece sosyolojide değil, yargı, istihbarat ve güvenlik bürokrasisinde de ciddi etkisi olan Devlet Bahçeli'nin çağrısına cevap olmasıyla süreci de oldukça kolaylaştırıcı bir hale getirmiştir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan süreci topluma anlatmamak, temkinli davranmakla suçlanıyor olsa da Cumhurbaşkanı olarak süreç yönetiminde aldığı rol ve verdiği destek de sürecin güçlü yönlerinden biridir. Türkiye'deki otoriterleşme tartışmaları, daralan hukuk devleti ve demokratik alana rağmen Meclis’teki 14 siyasi partiden 13’ünün sürece destek vermesi de çok önemlidir. Önemli bir durum da son 22 yılda en az beş kez sistematik olarak devletle görüşen Abdullah Öcalan'ın örgüt adına aldığı inisiyatif, devlet tarafında ise 22 yıldaki bütün görüşmelerin bir şekilde içinde olan İbrahim Kalın'ın MİT Müsteşarı olarak bu kez sürecin başında olmasıdır. Hafıza ve tecrübe aktarımı açısından oldukça önemli bir durumdur” dedi.

Pozitif barış için her kesimi kuşatan çok ciddi bir çabaya ihtiyaç var

Ekmen, sürece toplumsal desteğin yüksek, güvenin ise düşük olmasının sebeplerini de sıraladı. Ekmen, “Sürecin, zayıf veya riskli yönlerine açısında, en önemli zayıflık, toplumun sürece yüzde 70 destek verirken, güvenin yüzde 30 oranlarında çakılı kalmasıdır. Bu güvensizliğin birkaç sebebi var. Birincisi, daha önceki girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanması, Kürtlerde devlete, Türklerde de örgüte karşı bir güvensizlik yaratmıştır. Güvensizliğin ikinci bir sebebi, bu sürecin toplumsal iletişiminde hukuk, adalet, özgürlük, demokratikleşme gibi başlıkların ifade edilmiyor oluşudur. Güvensizliğin üçüncü bir sebebi de Erdoğan iktidarının son on yılda Avrupa Birliği hedeflerinden uzaklaşarak otoriterleşmesi, özellikle de son bir buçuk yılda yargı eliyle siyasi partilere, toplumsal alana yönelik yapılan soruşturmaların yarattığı baskı iklimidir. Böyle büyük bir sorunu çözerken hâlâ bu baskıların yapılıyor olması toplum açısından izahı zor bir durumdur. Sürecin en zayıf yönlerinden biri de toplumsallaşma çabalarının yetersizliğidir. Devleti temsilen Erdoğan, toplumun önemli bir kısmını temsilen Bahçeli, örgütü temsilen Öcalan'ın negatif barış için anlaşması önemlidir. Ama pozitif barış için kadınları, gençleri ve her kesimi kuşatan çok ciddi bir çabaya ihtiyaç vardır. Geride kalan 15 ay boyunca bu çaba gerçekleşmemiştir. Sürecin en önemli eksiği de sürecin en büyük ihtiyacı olan yasal düzenlemenin hâlâ yapılmamış olmasıdır. Örgütün kendini feshettiğini ilan ettiği 12 Mayıs'tan bugüne kadar yedi ay zaman geçti. Örgüt üyelerinin örgütün bu kararına uymaları halinde hangi hukuki süreçlere tabi olacağı ve hangi entegrasyon ve uyum politikalarından faydalanacağı hâlâ belirsizdir” ifadelerini kullandı.

Türkiye'de bu barışı gerçekleştirmenin hem ülkemiz hem Orta Doğu için çok kıymetli olacağına inanıyoruz

Suriye ordusu, Deyr Hafir ve Meskene’de kontrolü sağladı
Suriye ordusu, Deyr Hafir ve Meskene’de kontrolü sağladı
İçeriği Görüntüle

Sürecin en önemli yönlerinden birinin Suriye olduğunu hatırlatan Ekmen, şunları söyledi: “Suriye, sürecin hem en güçlü yanı hem en riskli ve tehdit barındıran yönüdür. İngiltere, Amerika, Fransa gibi egemen devletlerin Suriye'de iç savaşa dönülmemesine dair kuvvetli iradesi süreci de destekleyen önemli bir argümandır. Ancak Şam ile SDG arasında imzalanan 10 Mart Anlaşması’nın hayata geçmemesi, Türkiye'deki sürecin de yavaşlamasına sebebiyet veren zayıf bir yön oluşturmuştur. Bu anlaşmanın bir an önce hayata geçirilmesi gerekir. Ayrıca bu amaçla Meclis’te kurulan komisyon, almış olduğu kararların yarısından fazlasını oy birliğiyle, bir kısmını da beşte üç çoğunlukla almıştır. Bu siyasi destek heba edilmemelidir. Bu sürecin devamında büyük bir anlaşma paketi söz konusu değildir. Ancak herkes ne yapılması gerektiğini de çok iyi bilmektedir. Türkiye'nin genel olarak demokratikleşmesinin yanında Kürtlerle ilgili anayasal vatandaşlık, ana dilinin kullanımının yaygınlaşması ve güçlü yerel yönetimler için atılması gereken adımlar en büyük beklentidir. Silah, şiddet ve terör devreden çıktığında Türkiye bir gecede demokratik bir hukuk devletine dönüşmeyecektir. Demokratik mücadele güçlenerek devam edecektir. Bizim parti ve grup olarak duruşumuz, Türkiye'nin demokratikleşmesi, hukuk devletine dönmesi ve Kürtlerle ilgili yapılacak iyileştirmelerin PKK'nın alıp almayacağı kararlara bağlı kalınmaksızın tek taraflı olarak hayata geçirilmesi gerektiğidir. Dünyanın dört bir yanında uluslararası hukukun ortadan kaldırıldığı, soykırım suçunun alenen işlendiği ve egemen devletlerin saldırı altında olduğu bir dönemde, Türkiye'de bu barışı gerçekleştirmenin hem ülkemiz hem Orta Doğu için çok kıymetli olacağına inanıyoruz ve bunu destekliyoruz.”

Kaynak: Haber Merkezi