İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği mezunu Gülsüm Karan, hem mesleğine olan yolculuğunu hem de Mersin’in sismik risk haritasını anlattı. Karan, özellikle kıyı ilçelerindeki yapılaşmaya dikkat çekerek, "Depremi engelleyemeyiz ama riskleri azaltabiliriz. Unutulmamalı ki deprem değil, ihmaller can kaybettirir" dedi.
“Yerin altındaki büyük sistemi okumayı seviyorum”
Jeofizik mühendisliğine olan ilgisinin ailesinden gelen bir merakla başladığını belirten Karan, “Ailemde bu işi yapanlar vardı. Küçük yaşlardan itibaren yerin altında görünmeyeni anlama çabası beni büyüledi. İnsanlar sadece yeryüzünü görüyor ama aslında yerin altında çok büyük bir sistem var. Jeofizik bize bunu bilimsel yöntemlerle okumayı öğretiyor” diye konuştu. Mezuniyetinin ardından deprem, jeotermal enerji, su ve maden araştırmaları gibi birçok alanda yurt içi ve yurt dışında çalışmalar yaptığını söyleyen Karan, halen jeotermal sahalarda teknik sorumlu olarak görev yaptığını da ekledi.
Halkın merak ettiği: Jeoloji ile jeofizik arasındaki fark

Halk arasında sıklıkla karıştırılan jeoloji ve jeofizik disiplinlerini de açıklayan Karan, şu benzetmeyi yaptı:
“Jeoloji daha çok kayaçların yapısını ve oluşumunu inceler. Jeofizik ise yer altını fiziksel ölçümlerle analiz eder. Kısacası jeolog ‘yerin yapısını’ tanımlarken, jeofizik mühendisi o yapının fiziksel özelliklerini ölçerek görünmeyeni ortaya çıkarır.”
Mersin’in zemin karnesi: Sahil mi daha riskli, yüksek kesimler mi?
Mersin’in jeofizik yapısını değerlendiren Gülsüm Karan, kentte zemin yapısının ilçeden ilçeye büyük farklılık gösterdiğini vurguladı: “Sahil kesimlerinde genç alüvyon zeminler bulunurken, kuzeye ve yüksek kesimlere gidildikçe daha sert kaya zeminlere rastlanıyor. Bu nedenle aynı büyüklükteki bir deprem, sahilde ve dağlık kesimde çok farklı hissedilebilir.”
Özellikle riskli bölgeleri sayarken, Yenişehir, Mezitli ve Akdeniz gibi sahil bandındaki ilçelerde yer altı su seviyesinin yüksek olduğuna dikkat çeken Karan, “Buralarda zemin sıvılaşması riski mutlaka analiz edilmeli” uyarısında bulundu.
“Zemin etüdü yapılmadan güvenli yapıdan söz edilemez”

Bir binanın sadece sağlam malzemeden yapılmış olmasının yeterli olmadığını belirten Karan, “Zemin etüdü sayesinde zeminin taşıma gücü, sıvılaşma riski ve deprem dalgalarına tepkisi belirlenir. Bu çalışma yapılmadan güvenli yapıdan söz etmek maalesef mümkün değil” ifadelerini kullandı. Hızlı yapılaşmanın risk oluşturduğunun altını çizen uzman isim, özellikle kıyı dolguları, eski dere yatakları ve gevşek alüvyon alanlarda kontrolsüz inşaatın uzun vadede büyük sorunlara yol açabileceğini söyledi.
Vatandaşlara ve yerel yönetimlere çağrı
Vatandaşların ev satın alırken veya kiralarken nelere dikkat etmesi gerektiğini sıralayan Karan, şu önerilerde bulundu: Binanın yapı ruhsatı ve zemin etüt raporu mutlaka sorgulanmalı. Binanın yaşı, kolon-kiriş durumu ve bodrumdaki rutubet önemli ipuçları verir. Sadece binanın ‘lüks’ görünümüne aldanılmamalı. Yerel yönetimlerin çalışmalarını kısmen yeterli bulan ancak daha fazlası gerektiğini vurgulayan Karan, “Riskli yapı envanteri, toplanma alanları, halk eğitimi ve zemin bazlı şehir planlaması konularında çalışmalar artırılmalı” dedi.
Son mesaj: “Deprem değil, ihmal öldürür”

Depremin tam zamanını bugünkü teknolojiyle bilmenin mümkün olmadığını ancak riskleri azaltmanın bilimsel olarak mümkün olduğunu hatırlatan Karan, Mersin halkına şu mesajla seslendi:“Depremi engelleyemeyiz ama riskleri azaltabiliriz. Güvenli yapılaşma, doğru zemin analizi ve bilinçli hareket etmek hayat kurtarır. Lütfen sadece binanızın boyasına ya da dış görünüşüne değil, altındaki zemine ve mühendislik kalitesine de önem verin. Unutmayın, deprem değil, ihmaller can kaybettirir.”




