Serinkaya, çocukların sağlıklı gelişimi için aile ve okulun iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Sınırlar ailede başlar ve çocukları güvende tutar. Kendini anlaşılmış ve güvende hisseden çocukların agresif davranış gösterme olasılığı çok daha düşüktür” ifadelerini kullandı. Son zamanlarda öğretmenlere yönelik sözlü ve fiziksel olumsuz davranışların arttığı gözlemleniyor. Sosyal medya ve dijital platformların hızla yayılmasıyla birlikte çocukların şiddet içerikli davranışlara daha fazla maruz kaldığı görülüyor. Bu durum, öğretmenlere yönelik olumsuz tutum ve davranışların artmasına da zemin hazırlıyor. Öğretmenlere yönelik şiddetin nedenlerine değinen Uzman Psikolog Şeyma Serinkaya, son yıllarda bu tür davranışların daha görünür hale geldiğini belirtti. Serinkaya “Son yıllarda öğretmenlere yönelik sözlü ya da fiziksel agresyon içeren davranışların daha görünür hale geldiğini söyleyebiliriz. Bunun birkaç nedeni var. Öncelikle sosyal medya ve dijital platformlar bu tür olayların hızla yayılmasına neden oluyor. Çünkü şiddet içerikli dizi/film ve oyunlara çocuklar daha fazla maruz kalmaya başladı. Çocukları bu noktada yanıltan diğer unsur bazı medya içeriklerinde şiddet sonrası, kişilerin herhangi bir ceza almadan hayatlarına devam ettikleri algısının oluşmasıdır. Ancak bunun ötesinde toplumsal yapıdaki değişimler de etkili. Günümüzde çocuklar daha demokratik ilişkiler içinde büyüyor, otorite figürlerini daha fazla sorguluyorlar. Ayrıca pandemi sonrası dönemde yapılan birçok araştırma çocuklarda duygu düzenleme ve stresle başa çıkma becerilerinde zorlanmaların arttığını gösteriyor. Bu durum zaman zaman öfke kontrolünde zorluklara ve agresif davranışlara yol açabiliyor” ifadelerine yer verdi.

Mersin'de kadınlara özel istihdam projesi
Mersin'de kadınlara özel istihdam projesi
İçeriği Görüntüle

Ekran Görüntüsü 2026 03 06 151556-1

"Sağlıklı olan model, saygı ve yakın iletişimin, tutarlı sınırların dengede olduğu bir ilişkidir”

Uzman Psikolog Serinkaya geçmiş ve günümüzdeki öğrenci ve öğretmen ilişkilerine de değindi. “Geçmişte öğretmenler toplumda çok güçlü bir otorite figürü olarak görülüyordu” diyen Serinkaya “Öğrenciler öğretmenin sözünü çoğu zaman sorgulamadan kabul ederdi. İletişim daha mesafeli ve hiyerarşikti. Günümüzde ise eğitim anlayışı değişti. Çocuğun duygusal ihtiyaçlarının da önemli olduğu ve öğretmen–öğrenci arasında güvene dayalı bir ilişki kurulmasının öğrenmeyi desteklediği daha fazla vurgulanıyor. Bu açıdan bakıldığında ilişki daha demokratik hale geldi. Ancak bazen bu dönüşüm sırasında sınırların net olmaması gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Sağlıklı olan model, saygı ve yakın iletişim ile tutarlı sınırların dengede olduğu bir ilişkidir” diyerek ilişkide olması gereken sağlıklı modelin ne olduğunu belirtti.

"Çocuklar, güven duygusu geliştirebilmek için tutarlı sınırların varlığına ihtiyaç duyarlar"

Okul ve aile ortamında belirlenen kurallar, çocukların hem güven duygusu hem de sosyal davranışları açısından kritik bir rol oynar. Serinkaya da bu durumu şöyle ifade ediyor “Çocukların psikolojik gelişiminde sınırlar ve kurallar oldukça önemli bir yer tutar. Çocuklar her ne kadar kurallara karşı çıkıyor gibi görünseler de aslında güven duygusu geliştirebilmek için tutarlı sınırların varlığına ihtiyaç duyarlar. Sınırlar belirsiz olduğunda çocuklar kuralları daha fazla test etmeye başlayabilir. Bu da sınıf içinde otorite kurmayı zorlaştırabilir. Tutarlı ve adil kurallar çocukların hem kendilerini güvende hissetmelerini sağlar hem de sosyal davranışlarını düzenlemelerine yardımcı olur.”

Ekran Görüntüsü 2026 03 06 152302

Öğretmenin öğrencisiyle kurduğu ilgi ve iletişim eksikliği öfke kontrolünü etkiliyor

Okul ortamı çocuğun kişisel gelişimi için önemli bir yer tutar. Araştırmalar öğrencilerin kendilerini değerli hissettikleri ve öğretmenleri tarafından fark edildiklerini düşündükleri ortamlarda daha olumlu davranışlar sergilediklerini gösteriyor. “Bir çocuk öğretmeniyle bağ kuramadığında kendini görünmez ya da anlaşılmamış hissedebilir” diyen Serinkaya, öğrencinin anlaşılmadığı ya da farkedilmediği zaman motivasyon kaybına ve zaman zaman davranış sorunlarına uğradığını da belirtti. Serinkaya “Özellikle ergenlik döneminde gençler kendilerini anlayan bir yetişkine ihtiyaç duyuyorlar. Bu bağ kurulamadığında çocuklar öfkelerini karşı gelme ya da agresyon şeklinde ifade edebilirler” dedi.

“Çocuğa 2 yaşından itibaren sağlıklı sınırlar çizilmelidir”

Aile çocuğun ilk sosyal öğrenme ortamıdır. Çocuklar davranışları büyük ölçüde ailelerini gözlemleyerek öğrenirler. Psikolog Serinkaya “Evde iletişim bağırarak kuruluyorsa çocuk bunu normal bir iletişim biçimi olarak algılayabilir. Aynı zamanda çocuklar sınırları ilk ebeveynden öğrenirler. Gelişimsel açıdan baktığımızda çocuğa 2 yaşından itibaren sağlıklı sınırlar çizilmelidir. Benzer şekilde ebeveynlerin öğretmenlere veya diğer otorite figürlerine karşı tutumu da çocuk üzerinde etkili olur. Araştırmalar demokratik ebeveynlik yaklaşımının, yani sevgi ve ilginin yanında tutarlı sınırların bulunduğu aile ortamlarının çocukların sosyal uyumunu en çok destekleyen model olduğunu gösteriyor” sözlerine yer verdi.

“Hızlı içerik tüketimi ve çevrim içi oyunlar çocukların anında ödül beklentisini artırabiliyor”

Dijital teknolojilerin gelişmesi ve hızlanmasıyla birlikte çocukların yaşam tarzı ve öğrenme alışkanlıkları da değişiyor. Akıllı cihazlar, çevrim içi oyunlar ve sosyal medya platformları çocukların günlük yaşamında merkezi bir rol oynamaya başlamış, bu durum hem avantajlar hem de riskleri de beraberinde getirmiştir. Serinkaya bu konu üzerine” Özellikle hızlı içerik tüketimi ve anlık geri bildirim sağlayan dijital ortamlar, çocuklarda sabır ve dürtü kontrolü gibi psikolojik becerilerin gelişimini etkileyebilir. Ayrıca uzun süre ekran başında vakit geçirmek, yüz yüze iletişim ve sosyal becerilerin kazanılmasını zorlaştırabilir. Evet, dijital dünyanın çocukların psikolojik gelişimi üzerinde önemli etkileri var. Özellikle hızlı içerik tüketimi ve çevrim içi oyunlar çocukların anında ödül beklentisini artırabiliyor. Bu durum sabretme ve dürtü kontrolü becerilerini olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca ekran başında geçirilen uzun süreler yüz yüze sosyal etkileşimi azaltabiliyor. Empati becerisi ise büyük ölçüde gerçek sosyal ilişkiler içinde gelişir. Bu nedenle ekran süresinin dengelenmesi ve çocukların gerçek sosyal deneyimlerinin desteklenmesi çok önemli. Bunun yanında çocuğun ne izlediği ve ne oynadığı da çok önemli. Buranın takibini de ailelerin yapması gerekmektedir. Günümüzde maalesef suç içeren dizi/filmlerde uygulanan şiddet sonrasında herhangi bir ceza alma görmemekteyiz. Bu tür içerikler çocukları yanıltabilmektedir. Suç sonrası ‘zaten bir şey olmuyor’ gibi yanlış algı oluşabilmektedir” dedi.

Whatsapp Image 2026 03 06 At 15.25.12

"Çocuğa öfkesini farklı yollarla ifade etme becerileri kazandırılmalıdır"

Öğretmene yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu ve okul yönetimi, öğretmen ve aile birlikte hareket etmelidir diyen Serinkaya “Bu tür durumlarda cezalandırmaya dayalı bir yaklaşım tek başına yeterli olmaz. Öncelikle davranışın arkasındaki duyguyu anlamak gerekir. Çocuğun öfke, hayal kırıklığı veya anlaşılmama duygusu yaşayıp yaşamadığı değerlendirilmelidir. Aynı zamanda öğretmene yönelik agresyonun kabul edilemez olduğu net şekilde ifade edilmelidir. Okul yönetimi, öğretmen ve aile birlikte hareket etmeli ve çocuğa öfkesini farklı yollarla ifade etme becerileri kazandırılmalıdır. Tekrarlayan durumlarda psikolojik destek almak da oldukça faydalı olabilir” ifadelerine yer verdi.

Sınıf kalabalığı ve öğretmenlerin yoğunluğunun öğrencileri nasıl etkilediği sorusuna ise Serinkaya “Kalabalık sınıflarda öğretmenlerin her öğrenciyle birebir ilgilenmesi zorlaşabiliyor. Bu da bazı öğrencilerin kendilerini fark edilmemiş hissetmelerine neden olabilir. Oysa öğrenciler öğretmenleri tarafından tanındıklarını ve önemsendiklerini hissettiklerinde okula uyumları ve davranışları genellikle daha olumlu oluyor. Bu nedenle eğitim ortamlarında sınıf mevcutlarının dengelenmesi ve okul psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi oldukça önemlidir.”

Genel bir değerlendirmede bulunan Serinkaya “Çocukların davranışları tek bir nedene bağlı değildir. Aile, okul, sosyal çevre ve dijital dünya birlikte etkili olur. Bu nedenle aileler ve öğretmenler birbirlerini suçlamak yerine iş birliği içinde hareket etmelidir. Çocukların sağlıklı gelişimi için sevgi, anlayış ve açık iletişim kadar tutarlı sınırlar da gereklidir. Hep hatırlatıyorum. Sizin vesilenizle tekrar hatırlatayım: ‘Sınırlar ailede başlar ve çocukları güvende tutar.’ Kendini anlaşılmış ve güvende hisseden çocukların agresif davranış gösterme olasılığı çok daha düşüktür” dedi.

Kaynak: Gamze Demir