Türkiye’de çocuk adalet sistemine ilişkin yeni düzenlemenin yasalaşarak uygulama aşamasına gelmesi, çocukların ceza sorumluluğu ve infaz rejimine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Mersin Barosu Çocuk Hakları Komisyonu Başkanı Duygu Akat Özkale, düzenlemenin çocukların suça sürüklenmesinin ardındaki sosyal, ekonomik ve çevresel koşullardan bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Çocuk adalet sistemine ilişkin değişikliklerin çoğu zaman kamuoyunda infial yaratan münferit olayların ardından tepkisel biçimde gündeme geldiğini belirten Özkale, yeni düzenlemenin artık yalnızca görüşülen bir teklif olmadığını, uygulamaya yansıyacak yasal bir değişiklik hâline geldiğini ifade etti.
“Çocuk adaleti ceza hukukunun sertleşmesi üzerinden inşa edilemez”
Çocuk adaletinde temel yaklaşımın cezalandırma değil, çocuğun gelişimini ve topluma yeniden kazandırılmasını esas almak olması gerektiğini vurgulayan Özkale, “Çocuk adaleti, ceza hukukunun sertleşmesi veya popülist politikalar üzerinden inşa edilemez” dedi. Türkiye’de ağır suçlar bakımından suça sürüklenen çocuklara halihazırda 24 yıla kadar hapis cezası verilebildiğini hatırlatan Özkale, bu sürenin birçok Avrupa ülkesinde çocuklara verilebilen azami ceza sınırından daha yüksek olduğunu belirtti.
Ağır suçların buna rağmen devam etmesinin, sorunun yalnızca ceza süreleri üzerinden açıklanamayacağını ifade eden Özkale, çocukların neden suça sürüklendiğine odaklanılması gerektiğini söyledi. Özkale, çocuk adalet sisteminin yetişkin ceza adaletinin çocuklara uyarlanmış biçimi olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekerek, sistemin çocuğun yaşı, gelişimi, ihtiyaçları, korunma hakkı ve topluma yeniden kazandırılması temelinde şekillenmesi gerektiğini kaydetti.
Çocukların suça sürüklenmesinde koşullar belirleyici
Çocukların suç sayılan davranışlara yönelmesinin çoğu zaman yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını belirten Özkale; ihmal, istismar, yoksulluk, eğitimden kopma, akran baskısı ve yetişkinler tarafından yönlendirilmenin bu süreçte etkili olabildiğini söyledi. Çocukların davranışlarının hukuki sonuçlarını yetişkinler gibi her zaman öngöremeyebileceğini ifade eden Özkale, bu nedenle meselenin yalnızca çocuğun bireysel sorumluluğu üzerinden ele alınamayacağını vurguladı.
“Çocukluk, suçun ağırlığına göre ortadan kalkan bir statü değildir”
Düzenlemenin uygulamada yaratabileceği en önemli sorunlardan birinin, bazı ağır suçlarda çocukların yetişkin yargılama rejimine yaklaştırılması olduğunu belirten Özkale, bunun çocuk adalet sisteminin bilimsel ve hukuki temelleriyle bağdaşmayacağını söyledi.
Özkale, “Çocukluk, suçun ağırlığına göre ortadan kalkan bir statü değildir” dedi.
18 yaşın altındaki bireylerin karar verme, dürtü kontrolü, risk değerlendirme ve sonuçları öngörme becerilerinin yetişkinlerden farklı olduğuna dikkat çeken Özkale, çocukların yetişkin adalet sistemine yaklaştırılmasının uluslararası çocuk hakları standartları ve Çocuk Koruma Kanunu’nun yaklaşımı bakımından sorun oluşturacağını ifade etti.
Kapalı kurumlar yeni riskler yaratabilir
Çocukların yetişkin adalet sistemi mantığıyla değerlendirilmesinin, rehabilitasyon ve sosyal destek mekanizmalarından uzaklaşma riskini beraberinde getirebileceğini belirten Özkale, kapalı ceza infaz kurumlarının çocuklar açısından son çare olması gerektiğini söyledi. Bir çocuğun uzun süre kapalı infaz kurumunda tutulmasının eğitiminden, ailesinden, sosyal desteklerinden ve rehabilitasyon imkânlarından kopmasına yol açabileceğini belirten Özkale, bunun çocuğun yeniden topluma kazandırılmasını güçleştirebileceğini ifade etti. Özkale, çocuk adalet sisteminde özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlerin istisna tutulması ve çocuğun mümkün olan en kısa sürede destekleyici mekanizmalarla buluşturulması gerektiğini vurguladı.
“Gerçek caydırıcılık cezanın ağırlığında değil”
Düzenlemenin caydırıcılık gerekçesiyle savunulmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özkale, çocukların yetişkinler gibi uzun vadeli sonuçları her zaman sağlıklı biçimde tartamayacağını söyleyerek
“Cezayı artırırsak çocuk cayar’ düşüncesi çocuk psikolojisiyle ve çocuk adaleti anlayışıyla bağdaşmaz” diyen Özkale, çocukların akran etkisi, aile içi sorunlar, yoksulluk, ihmal, istismar ve çevresel baskılara daha açık olduğunu belirtti. Çocuk adaletinde gerçek caydırıcılığın cezanın ağırlığından değil, çocuğu suça götüren yolların erken aşamada tıkanmasından geçtiğini ifade eden Özkale; etkili sosyal hizmet mekanizmaları, işlevsel sosyal inceleme raporları ve okul, aile, kolluk ile sosyal hizmet birimleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Çözüm erken müdahalede
Çocuk adalet politikasında koruyucu ve destekleyici tedbirlerin kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini belirten Özkale, çocukların henüz suça sürüklenmeden önce tespit edilmesi ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Eğitim, psikososyal destek, aile danışmanlığı, bağımlılıkla mücadele, yoksullukla mücadele ve güvenli sosyal alanların birlikte planlanması gerektiğini ifade eden Özkale, çocukların yalnızca suçun faili olarak değerlendirilmesinin onları bu noktaya getiren koşulların göz ardı edilmesine yol açacağını söyledi. Ağır suç işlediği iddia edilen veya mahkûm edilen bir çocuğun bulunmasının devletin sorumluluğunu azaltmadığını belirten Özkale, “Ağır suç işlediği iddia edilen veya mahkûm edilen bir çocuğun varlığı, devletin sorumluluğunu azaltmaz; aksine artırır” dedi.
Bu sorumluluğun yalnızca cezalandırma yoluyla yerine getirilemeyeceğini ifade eden Özkale, çocukları suça sürükleyen koşulların ortadan kaldırılmasına yönelik etkili ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti.
“Başarı, kaç çocuğu cezalandırdığımızla ölçülmemeli”
Çocuk adalet sisteminin başarısının verilen cezaların ağırlığı üzerinden değil, çocukların suça sürüklenmeden önce korunabilmesi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Özkale, “Çocuk adaletinde başarı, kaç çocuğa ne kadar ağır ceza verdiğimizle değil, kaç çocuğu suça sürüklenmeden önce sistemin içinde tutup koruyabildiğimizle ölçülür” ifadelerini kullandı. Barolar, ilgili bakanlıklar, kolluk, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini belirten Özkale, çocuk henüz suça sürüklenmeden önce etkili bir erken müdahale ve koruma ağı kurulmasının önemine dikkat çekti.
Özkale, aksi halde çocukları yetişkin adalet sistemine yaklaştıran düzenlemelerin sorunun kaynağını ortadan kaldırmak yerine ortaya çıkan sonuçları daha ağır biçimde cezalandıracağını söyledi.




