Karan, söz konusu depremlerin Mersin’de yakın zamanda deprem olacağı anlamına gelmediğini belirterek, kentin deprem tehlikesinin sıfır olmadığını vurguladı.
Adana’nın Saimbeyli ilçesinde 21 Eylül’de meydana gelen 5,0 büyüklüğündeki depremin ardından, 24 Eylül’de Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesinde 5,4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bölgede yaşanan sismik hareketlilik, Mersin açısından deprem riskinin yeniden gündeme gelmesine neden olurken, Jeofizik Mühendisi Gülsüm Karan, bu depremlerin Mersin’e etkisi ve kentin deprem tehlikesi konusunda www.cukurovagazetesi.com’a özel değerlendirmelerde bulundu.
“Bu depremler Mersin’de deprem olacak anlamına gelmez”
Saimbeyli’de meydana gelen depremle ilgili bilgi veren Karan, “21 Eylül’de Adana’nın Saimbeyli ilçesinde 5,0 büyüklüğünde, yaklaşık 7 kilometre derinlikte bir deprem meydana geldi. Deprem Adana’nın yanı sıra Kahramanmaraş, Osmaniye, Kayseri ve Gaziantep’te de hissedildi” dedi.
24 Eylül’de Şanlıurfa Karaköprü’de meydana gelen depreme de değinen Karan, “AFAD verilerine göre Karaköprü’de 5,4 büyüklüğünde ve 7,39 kilometre derinlikte bir deprem meydana geldi. Kandilli’nin değerlendirmesinde büyüklük farklı verildi. Bu tür farklılıklar kullanılan ölçüm ve sonradan yapılan revizyonlardan kaynaklanabiliyor” ifadelerini kullandı.
“Mersin için doğrudan bir deprem söz konusu değil”
Her iki depremin de sığ sayılabilecek depremler olduğunu belirten Karan, bu nedenle merkez üssüne yakın bölgelerde daha belirgin hissedilmelerinin normal olduğunu belirtti. Söz konusu depremlerin Mersin açısından doğrudan bir deprem beklentisi oluşturmadığını vurgulayan Karan, “Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Adana Saimbeyli’deki veya Şanlıurfa Karaköprü’deki bu depremler oldu diye Mersin’de deprem olacak demek mümkün değil. Depremler birbirinden yüzlerce kilometre uzakta meydana geliyor ve yalnızca bu iki depremin gerçekleşmiş olması Mersin’deki deprem tehlikesinin bugün arttığını göstermez” diye konuştu.
“Mersin’i tamamen risksiz görmek de doğru değil”
Mersin’in deprem açısından tamamen risksiz bir kent olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Karan, kent ve çevresindeki aktif fay sistemlerine dikkat çekti. Karan, “Mersin’i tamamen risksiz bir kent olarak görmek de doğru değil. Mersin’i etkileyebilecek çeşitli aktif fay sistemleri bulunuyor. Bunlar arasında Ecemiş, Karsantı-Karaisalı, Namrun, Yumurtalık-Karataş, Mut, Ovacık ve Akdeniz-Kıbrıs çevresindeki fay sistemleri sayılıyor” ifadelerini kullandı.
Karan, “Mersin’in bulunduğu bölge, çevresindeki aktif faylardan etkilenebilecek bir konumda. Özellikle Ecemiş, Namrun, Mut ve Ovacık fayları ile Akdeniz’deki fay sistemleri Mersin açısından dikkate alınması gereken yapılar. Bu nedenle Mersin açısından yalnızca fay hattına odaklanılmamalıdır. Asıl değerlendirme, ‘şehir bir fayın üzerinde mi?’ sorusundan çok, hangi faylara ne kadar uzaklıkta olduğu, zeminin özellikleri ve yapıların deprem performansı üzerinden yapılmalı” diye konuştu.
“Mersin’de deprem olmaz demek bilimsel olarak doğru değil”
Mersin’de deprem riskinin tek bir seviyeye indirgenemeyeceğini belirten Karan, ilçe ve mahalle bazında dahi zemin koşullarının değişebildiğine dikkat çekti.
“Mersin’i tek bir risk seviyesine indirgemek doğru olmaz” diyen Karan, kentin resmi İl Afet Risk Azaltma Planı’nda da geçmişte Mersin ve yakın çevresinde 5 ve üzeri büyüklükte depremlerin kaydedildiğini belirtti. Karan, “Örneğin 1947’de 5,6; 1970’te 5,5 ve 2015’te 5,0 büyüklüğünde depremler kaydedilmiş. Dolayısıyla ‘Mersin’de deprem olmaz’ demek bilimsel olarak doğru değil” ifadelerini kullandı.
“Zemin ve bina birlikte değerlendirilmeli”
Deprem güvenliği açısından hem zeminin hem de yapıların önemli olduğunu vurgulayan Karan, aynı büyüklükteki bir depremin farklı zemin ve bina koşullarında farklı sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Karan, “Özellikle Mersin gibi kıyı kesimlerinde zemin özellikleri, yerel zemin büyütmesi ve yapı kalitesi mutlaka birlikte değerlendirilmelidir. Bir yapının fay hattına uzak olması güvenli olacağı anlamına gelmez. Binanın yaşı, taşıyıcı sistemi, zemin özellikleri ve yapı yönetmeliğine uygunluğu da değerlendirilmelidir” dedi.
“Korkmak değil, hazırlıklı olmak gerekiyor”
Saimbeyli ve Karaköprü depremlerinin ardından Mersinlilerin endişeye kapılması için bilimsel bir gerekçe bulunmadığını belirten Karan, ancak yaşanan depremlerin deprem gerçeğinin yeniden hatırlanması açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Jeofizik Mühendisi Karan, “Panik yapmak için bilimsel bir gerekçe olduğunu söyleyemeyiz. Bu depremler Mersin’de yakın zamanda mutlaka deprem olacak anlamına gelmiyor. Deprem tehlikesi hiçbir zaman sıfır değildir. Yapılması gereken korkmak değil; binaların güvenliğini sorgulamak, zemin özelliklerini bilmek ve afet hazırlığını ihmal etmemek” dedi.
“Depremin ne zaman olacağını söylemek mümkün değil; fakat depreme karşı ne kadar hazırlıklı olduğumuzu bugün değerlendirmek mümkün” diyen Karan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Saimbeyli ve Karaköprü depremleri bize şunu bir kez daha gösteriyor: Deprem yalnızca fay hattının bulunduğu yerde yaşayan insanların problemi değil. Önemli olan depremin nerede olacağını tahmin etmekten ziyade, yaşadığımız bölgenin jeolojisini, zeminini ve yapı stokunu doğru değerlendirmek. Mersin için de en doğru yaklaşım panik değil, bilimsel verilerle riskimizi anlamak ve hazırlıklı olmak.”

