Açıklamada hayatını kaybeden öğrenci ve öğretmenler için Allah'tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılara acil şifa dilendi. Ancak asıl vurgu, olaylara sadece üzülerek değil, nedenlerini doğru analiz ederek yaklaşmak gerektiğiydi. "Çocuklarımız üzerinden yaşanan kahredici olaylara dizlerimizi döverek değil, bu olayların neden yaşandığını doğru tahlil ederek ve ona göre çözüm yollarını ortaya koyarak yaklaşmak zorundayız" denildi.
Üç kurumun ortak metninde dikkat çeken en çarpıcı tespit şu oldu: "Ortada katliamcı 8, 10 veya 20 çocuk değil, on binlerce, yüz binlerce zehirlenmiş çocuğumuz vardır." Açıklamaya göre Türkiye, emperyalist ABD-İsrail saldırganlığına bağlı dış milli güvenlik sorununun yanı sıra, içeriden gençliğin zehirlenmesine bağlı bir milli güvenlik sorunuyla da karşı karşıya. Olayları bireysel ve rastlantısal gören, çözümü sadece okullarda güvenlik tedbirlerini artırmakta bulan anlayış ise "en hafif tabirle sığlık ve körlük" olarak nitelendirildi.
Peki sorunun kaynağı ne? Kurumlara göre, 1980 darbesiyle birlikte emperyalist Batı'nın küresel neoliberal sistemine eklemlenmenin sonucu olarak yaşanan ekonomik, sosyal ve kültürel yıkım. Açıklamada eğitim sistemindeki çöküşe dikkat çekilerek şu tespitler sıralandı: Eğitimde fırsat eşitliği yok edildi, bilimsel ve çağdaş eğitimden uzaklaşıldı, eğitim en karlı ticari araçlardan biri haline getirildi ve tarikat-cemaat bağlantılı vakıflara terk edildi. Öğretmenlik mesleği değersizleştirilirken, öğrenciler yıllardır LGS ve YKS gibi merkezi sınavlara "yarış atı psikolojisiyle" hazırlanıyor. Sosyal medya, dijital oyunlar ve ekran bağımlılığı çocukları teslim alırken, okullardaki disiplin ve otorite eksikliğine bir türlü çare bulunamadı. Akran zorbalığı, uyuşturucu, ateşli silah kullanımı ve suç çeteleri ise gençler arasında tehlikeli bir gidişatın göstergesi.
Açıklamanın zamanlaması dikkat çekiciydi. Üç kurum, 17 Nisan'ın Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 86. yıldönümü olduğunu hatırlatarak, bu enstitülerin Cumhuriyet'in eğitim ve kültür devrimlerinin "Sarı Öküz'ü" olduğunu söyledi. 17 Nisan 1940'ta Köy Enstitüsü yasası çıktığında Türkiye'nin, Atatürk önderliğinde kurulmuş 17 yaşında, onurlu, başı dik, bağımsız bir devlet olduğu vurgulandı. Ancak emperyalist Batı bloğuna göz kırpan iktidarlar bu okulları kapattı. "Tam bağımsızlığını kaybeden Türkiye'de Cumhuriyetin eğitim ve kültür politikaları önce aşındı, sonra eridi gitti."
Peki çözüm ne? Kurumlara göre çocukları yozlaşmanın pençesinden kurtarmanın yolu, üretim odaklı bir milli iktidar bakışıyla Cumhuriyetin eğitim ve kültür politikalarına dönmekten geçiyor. Öğretim Birliği Yasası yeniden hayata geçirilmeli, eğitim bilimsel ve kamucu olmalı. Gençlik, eşsiz Anadolu kültürüyle donatılarak aldığı hasarlardan arındırılmalı. Açıklama şu cümleyle sona erdi: "Çocuklarımızı geri kazanmanın başka bir yolu yoktur."
Mersin'den yapılan ortak açıklama, üç sivil toplum kuruluşunun imzasıyla kamuoyuna duyuruldu.




