Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü’nden mezun olduğu günden bu yana hayatını çamura, toprağa ve bu kadim sanatın yayılmasına adayan Semra Turaç Çelik, sanatı bir meslekten öte bir yaşam biçimi olarak tanımlıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi bünyesinde ve Mersin Cemevi’nde verdiği kurslarla yüzlerce kadına ulaşan Çelik, toprağın sabrını ve tevazusunu toplumun her kesimine taşımaya devam ediyor.
"Sanat benim için akademik bir süreç değil, bir varoluş dili"
Sanatla kurduğu bağı akademik bir eğitim sınırlarının çok ötesine taşıyan Semra Turaç Çelik, seramiğin kendisi için bir düşünme ve hissetme dili olduğunu vurguluyor. Mersin Cemevi yönetiminde de aktif görev alan sanatçı, üretimini, “Seramik, benim için sadece bir üretim alanı değil; aynı zamanda kendimi ifade etmenin özgün bir dilidir. Toprakla kurulan bu bağ, insanın kendi özüyle kurduğu ilişkiye de ayna tutar. Sanatı toplumsal faydayla buluşturmayı önemsiyorum; çünkü inanıyorum ki sanat, yalnızca bireysel bir ifade değil, kolektif bir iyileşme ve dönüşüm alanıdır. Seramik; kelimelerin yetersiz kaldığı yerde devreye giren bir ifade biçimidir. Katılımcılar, farkında olmadan kendi hikâyelerini şekillendirir, içsel yolculuklarına bir kapı aralar. Bu süreçte sadece bir obje üretmezler; aynı zamanda kendilerini yeniden keşfederler” sözleriyle ifade etti.
“Seramik, denemeye, yanılmaya ve yeniden üretmeye açık sonsuz bir alan”
Yurt içinde çeşitli sergilere katılan ve özellikle toplumsal konular üzerine düzenlenen çalıştaylarda aktif rol alan genç sanatçı, “Seramikle tanışmam üniversite yıllarıma dayanıyor. Ancak bu tanışma zamanla derinleşen, katmanlanan ve sürekli gelişen bir ilişkiye dönüştü. Yıllar içinde seramik benim için bir meslek olmanın ötesine geçerek bir yaşam biçimi halini aldı. Bu deneyimler, sanatın sadece estetik bir üretim değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık yaratan güçlü bir araç olduğunu daha derinlemesine kavramamı sağladı. Her yeni çalışma, aslında yeni bir arayışın ve yeni bir öğrenme sürecinin parçası. Çünkü seramik, sınırları olan bir alan değil; aksine denemeye, yanılmaya ve yeniden üretmeye açık sonsuz bir alan. Toprakla çalışmak insana hem sabrı hem de tevazuyu öğretir. Her parça, sanatçının o anki ruh halini, düşüncesini ve içsel dünyasını taşır. Bu nedenle benim için seramikle geçen yıllar, aynı zamanda kendimi tanıma ve geliştirme sürecidir” şeklinde konuştu.
“Sadece hobi değil, daha derin bir ihtiyaç”
Kurslara özellikle kadınların büyük ilgi gösterdiğini ifade eden Semra Turaç Çelik, “Farklı yaşlardan, farklı yaşam deneyimlerinden gelen kadınlar aynı masa etrafında buluşuyor. Bu buluşma, sadece bir eğitim süreci değil; aynı zamanda bir paylaşım ve dayanışma alanı oluşturuyor. İnsanlar seramik kursuna çoğu zaman bir hobi edinmek amacıyla geliyor gibi görünse de, aslında çok daha derin bir ihtiyacın peşinden geliyorlar. Günlük hayatın yoğunluğu, sorumluluklar ve bastırılan duygular arasında kendine yer açmak isteyen bireyler, çamurla temas ettiklerinde iç dünyalarına da dokunma fırsatı buluyor” dedi.
“İnsanın kendi iç temposunu fark etmesini sağlar”
Seramik sanatının insana bir eser üretme hazzının yanı sıra başta sabır olmak üzere pek çok nitelik kazandırdığına vurgu yapan Çelik, “Seramik, insana öncelikle sabrı öğretir. Çünkü bu sanat, doğası gereği zamana ihtiyaç duyar. Çamurun şekil alması, kuruması ve fırınlanması; her aşamada beklemeyi, sürece güvenmeyi gerektirir. Bu da insanın kendi iç temposunu fark etmesini sağlar. Aynı zamanda disiplin kazandırır. Küçük bir hata, tüm emeği etkileyebilir. Bu yüzden dikkat, özen ve süreklilik ister. Ancak bu disiplin, baskı kuran değil; aksine insanı özgürleştiren bir disiplindir. Seramiğin en güçlü yönlerinden biri de terapötik etkisidir. Çamura dokunmak, onu yoğurmak ve şekillendirmek; zihni sakinleştirir, duyguları görünür kılar. İnsan, farkında olmadan iç dünyasını dışa yansıtır. Zamanla üretmenin verdiği mutluluk, kişinin özgüvenini artırır. Kendi elleriyle bir şey ortaya koymak, bireyin kendine olan inancını güçlendirir. Bu süreçte oluşan içsel dinginlik, günlük yaşamın karmaşası içinde önemli bir denge unsuru haline gelir” diye konuştu.
“Her motif; bir inancı, bir yaşam biçimini, bir duyguyu ve tarihsel hafızayı içinde barındırır”
Türkiye’de seramik sanatının, çok köklü ve zengin bir geçmişe sahip olduğunun altını çizen Çelik, “Anadolu’nun binlerce yıllık kültürel birikimi, seramikte kendine güçlü bir ifade alanı bulmuştur. Bu birikimin en önemli taşıyıcılarından biri de Anadolu motifleridir. Her motif; bir inancı, bir yaşam biçimini, bir duyguyu ve tarihsel hafızayı içinde barındırır. Bu nedenle seramik çalışmalarında Anadolu motiflerinin kullanımı, yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda kültürel bir aktarım ve kimlik ifadesidir. Ancak bu derin geçmişe rağmen, günümüzde seramik sanatı hak ettiği görünürlüğü her zaman bulamamaktadır. Son yıllarda artan bireysel ilgi ve atölye çalışmaları sevindirici olsa da, bu sanatın daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için daha fazla desteklenmesi gerekmektedir. Yerel yönetimlerin, kültür kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının sanata alan açması büyük önem taşır” dedi.

“Geleneksel Anadolu motiflerinin çağdaş yorumlarla buluşuyor”
Seramik sanatının görsel yönünün yanında motifleriyle derin bir anlatıyı da içerdiğini anlatan Çelik, Anadolu’da seramik sanatının yolculuğunu şu ifadelerle özetledi:
“Seramik; yalnızca bir üretim biçimi değil, aynı zamanda güçlü bir anlatım dilidir. Toprak, su ve ateşin birleşimiyle ortaya çıkan bu sanat, insanın doğayla kurduğu en kadim bağlardan biridir. Geleneksel Anadolu motiflerinin çağdaş yorumlarla buluştuğu bu alan, kültürel sürekliliğin en canlı örneklerinden birini oluşturur. Geçmişten gelen izler, sanatçının dokunuşuyla yeniden hayat bulur ve geleceğe aktarılır.
Özellikle kadınların üretim süreçlerinde daha fazla yer alması, seramik sanatına hem estetik hem de toplumsal anlamda büyük katkı sağlar. Kadınların bir araya gelerek üretim yaptığı alanlar, yalnızca sanatsal üretimin değil, aynı zamanda dayanışmanın ve güçlenmenin de merkezidir. Bu kolektif üretim kültürü, Anadolu’nun kadim paylaşım geleneğiyle de örtüşmektedir.
Sanatın gündelik yaşamın içine daha fazla dahil edilmesiyle birlikte, seramik de daha görünür hale gelecektir. Daha fazla atölye, daha fazla sergi ve daha fazla destek ile seramik sanatı hem geçmişin mirasını koruyacak hem de Anadolu’nun kültürel zenginliğini geleceğe güçlü bir şekilde taşımaya devam edecektir”





