Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olan prostat kanserinde ileri yaş ve aile öyküsü riski artırırken, hastalığın erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilmesi düzenli hekim değerlendirmesinin önemini ortaya koyduğunu belirten Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Semih Tangal ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Birol Yıldız, prostat kanserinde erken tanının yanı sıra tanıdan tedaviye uzanan sürecin multidisipliner ve kişiye özel olarak planlanması gerektiğini söyledi.
‘Şikayetin olmaması, riskin olmadığı anlamına gelmez’
Prostat kanserinin erken evrede herhangi bir yakınmaya neden olmayabileceğini belirten Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Tangal, “Prostat kanseri uzun süre sessiz ilerleyebilir. Bu nedenle kişinin idrarla ilgili herhangi bir şikayetinin bulunmaması, prostat kanseri açısından risk taşımadığı anlamına gelmez. Özellikle ileri yaş, aile öyküsü ve kişisel risk faktörleri göz önünde bulundurularak hekimle birlikte bir kontrol planı oluşturulmalıdır. Herhangi bir şikayet bulunmasa dahi yıllık üroloji kontrolünün ihmal edilmemesi önerilmektedir” dedi.
İdrar yapmaya başlamada güçlük, idrar akımında zayıflama, sık idrara çıkma ve geceleri idrara kalkma gibi yakınmaların yalnızca prostat kanserine özgü olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tangal, şu bilgileri verdi:
“Bu belirtiler prostatın iyi huylu büyümesi ve farklı ürolojik hastalıklar nedeniyle de ortaya çıkabilir. Dolayısıyla her idrar şikayeti kanser anlamına gelmez. Ancak yakınmaların yaşın doğal bir sonucu olarak görülüp ihmal edilmesi de doğru değildir. Şikayetlerin nedeninin belirlenmesi için üroloji değerlendirmesi yapılmalıdır.”
‘Psa yüksekliği tek başına kanser tanısı değildir’
PSA testinin prostat sağlığının değerlendirilmesinde kullanılan önemli araçlardan biri olduğunu, test sonucunun tek başına kanser tanısı koydurmadığını belirten Prof. Dr. Tangal, “PSA değerindeki yükseklik prostat kanserinin yanı sıra prostatın iyi huylu büyümesi, enfeksiyonlar ve farklı etkenlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle sonuç; kişinin yaşı, aile öyküsü, muayene bulguları ve önceki PSA değerleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Gerekli görülen kişilerde prostat MR’ı ve biyopsi gibi ileri incelemelerden yararlanılabilir” dedi.
Kontrollerin başlangıç zamanı ve sıklığının herkes için aynı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tangal, özellikle babasında veya kardeşinde prostat kanseri bulunan kişilerin aile öykülerini hekimleriyle paylaşmaları gerektiğini söyledi.
‘Her prostat kanseri aynı hızda ilerlemiyor’
Prostat kanseri tanısı alan her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığını hastalığın seyri ve tedavi gereksiniminin kişiden kişiye değişebildiğini ifade eden Prof. Dr. Yıldız, “Bazı prostat kanserleri yavaş seyredebilir ve yakın takip altında tutulabilir. Bazıları ise daha hızlı ilerleme eğilimi göstererek tedavi gerektirebilir. Tedavi kararı verilirken tümörün evresi ve biyolojik özelliklerinin yanı sıra hastanın yaşı, genel sağlık durumu, eşlik eden hastalıkları ve yaşam beklentisi birlikte değerlendirilir” diye konuştu.
‘Tedavi kararı kişiye özel verilmelidir’
Erken evrede saptanan prostat kanserinde aktif izlem, cerrahi ve radyoterapi gibi seçeneklerin değerlendirilebildiğini belirten Prof. Dr. Yıldız, ileri evre hastalıkta ise hormonal tedaviler, kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve uygun hastalarda nükleer tıp uygulamalarının tedavi planına dahil edilebildiğini söyledi.
Prof. Dr. Yıldız, “Prostat kanserinde tedavinin amacı ve kapsamı her hasta için farklı olabilir. Üroloji, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji, patoloji ve nükleer tıp uzmanlarının birlikte yaptığı değerlendirme, uygun tedavi seçeneğinin doğru zamanda belirlenmesine katkı sağlar. Tedavi planlanırken hastalığın kontrol altına alınmasının yanı sıra kişinin yaşam kalitesinin korunması da gözetilmelidir” ifadelerini kullandı.
‘Erken değerlendirme tedavi seçeneklerini artırıyor’
Prostat kanserinin erken dönemde saptanmasının tedavi planlaması açısından önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tangal ve Prof. Dr. Yıldız, yaş ve aile öyküsü gibi risk faktörlerinin hekimle birlikte değerlendirilmesi, kişiye uygun kontrol planının oluşturulması ve idrar şikayetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.





