Prof. Dr. Kumbur, küresel ölçekte sınır tanımayan çevre sorunlarının yanı sıra hava, su, toprak ve atık kirliliği, plansız kentleşme, gürültü ve görüntü kirliliği gibi yerel çevre sorunlarının da günümüzde büyük önem taşıdığını vurguladı. Bu sorunların Mersin'de de belirli ölçülerde yaşandığını ifade eden Kumbur, çevre ve insan haklarının 21. yüzyılın yükselen değerleri olmasına rağmen küresel güçler tarafından çıkar amaçlı kullanılabildiğine dikkat çekti.

"Su, geleceğin en stratejik kaynağı"
Dünyadaki su varlığının yüzde 71'inin gezegenin yüzeyini kaplamasına rağmen, bunun çok büyük bir bölümünün okyanuslarda bulunan tuzlu sudan oluştuğunu belirten Kumbur, toplam su kaynaklarının yaklaşık yüzde 97,5'i tuzlu su iken, yalnızca yüzde 2,5'inin tatlı su niteliği taşıdığına dikkat çekti. Ancak bu yüzde 2,5'lik tatlı suyun da büyük kısmının buzullarda ve yer altı rezervlerinde bulunduğunu söyleyen Kumbur, akarsu ve göller gibi doğrudan erişilebilir tatlı su miktarının ise son derece sınırlı olduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Halil Kumbur, göl ve akarsuların bir bölümünün de acı su özelliği taşıması nedeniyle, dünyadaki toplam su varlığının yalnızca yaklaşık yüzde 0,3 ila 0,5'inin içme ve kullanma suyu olarak fiilen erişilebilir durumda olduğunu vurguladı. Bu durumun, suyun sanılanın aksine sınırsız değil, son derece kıt ve stratejik bir kaynak olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade etti.
Türkiye'nin, Akdeniz ülkeleri arasında iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olduğuna dikkat çeken Kumbur, Doğu Akdeniz su havzasında yer alan Mersin'de son yıllarda su kaynaklarında yüzde 40'a varan azalmalar yaşandığını belirtti.
Türkiye'de kişi başına düşen yıllık su miktarının 2025 itibarıyla yaklaşık bin 300 metreküp olduğunu belirten Prof. Dr. Kumbur, bu rakamın 2040 yılında 700 metreküplere düşmesinin beklendiğini ve bunun da Türkiye'yi 'su fakiri' ülke konumuna getireceğini dile getirdi.
"Suyun yüzde 76'sı tarımsal sulamada kullanılıyor"
Mevcut suyun yaklaşık yüzde 76'sının tarımsal sulamada, yüzde 14'ünün içme-kullanma ve yüzde 10'unun sanayide kullanıldığını aktaran Kumbur, özellikle sulama tekniklerinin mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde mevcut su kaynaklarının gelecekte ihtiyaçları karşılamaya yetmeyeceğini vurguladı.
Mersin'in yıllık 7,4 milyar metreküplük yer üstü ve yer altı su potansiyeline sahip olduğunu belirten Kumbur, suyun bulunduğu alanlar ile ihtiyaç duyulan bölgeler arasında uyumsuzluk yaşandığını, kayıp-kaçaklar ve depolama sorunlarının da önemli bir problem olduğunu ifade etti.
Mersin'den Konya Ovası'na ve KKTC'ye su aktarımı
Mersin'in önemli su kaynaklarından Göksu Nehri'nden Mavi Tünel Projesi ile Konya Ovası'na yıllık 414 milyon metreküp su aktarıldığını hatırlatan Kumbur, Anamur Dragon Çayı'ndan ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yıllık 75 milyon metreküp su iletildiğini belirtti.
Bu nedenle Mersin için su havzalarının korunması, kuraklık risk haritalarının hazırlanması, su bütçesinin oluşturulması, atık suların geri kazanımı ve yağmur sularının değerlendirilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
"İklim Kanunu önemli ama maliyetli"
Türkiye'nin Paris İklim Anlaşması kapsamında 2035 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 41 azaltma ve 2053 yılında net sıfır emisyon hedefini benimsediğini hatırlatan Kumbur, bu hedefler doğrultusunda 9 Temmuz 2025'te 'İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Kanunu'nun yürürlüğe girdiğini ifade etti.
Kanunla birlikte enerji, sanayi, tarım, ulaşım ve inşaat gibi sektörlerde ciddi maliyetler oluşacağını belirten Prof. Dr. Kumbur, bu sürecin kamu ve özel sektör iş birliğiyle, planlı ve destekleyici politikalarla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
"Mersin'in bir dünya kenti olabilmesi, ancak yaşanabilir ve temiz bir çevreyle mümkündür" diyen Kumbur, çevre sorunları çözülmüş bir Mersin'in tüm Mersinlilerin ortak arzusu olduğunu sözlerine ekledi.




