Adana ve Mersin kıyılarındaki kirliliğin Alanya, Kemer, Aksu, Serik ve Konyaaltı sahillerinde de artış göstermesi, turizm bölgesi Akdeniz’de endişeye yol açtı. Mersin’de aylardır devam eden kirliliğin önüne geçilememesi ve Antalya kıyılarında da deniz kirliliğinin artması üzerine Antalya Büyükşehir Belediyesi resmi bir açıklama yaptı. Belediye, yapılan incelemeler sonucunda kıyılarda biriken çöplerin önemli bir bölümünün Adana ve Mersin kıyılarından deniz akıntılarıyla taşındığını bildirdi.

Antalya Belediyesi’nin açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) Başkanı Sabahat Aslan, Adana’dan Mersin’e ve oradan Antalya’ya doğru bir deniz akıntısı bulunduğuna dikkat çekti. Aslan, ithal edilen plastik atıkların Mersin Limanı’na, buradan da Mersin ve Adana’daki geri dönüşüm tesislerine gönderildiğini belirterek, bu plastik atıkların yalnızca yüzde 10’unun geri dönüştürülebildiğini, geri kalanının ise denize ve toprağa bırakıldığını savundu. Aslan, bunun Akdeniz sahillerini yaşanılmaz hale getirdiğini vurguladı.

“Adana, Mersin ve Hatay'daki faaliyetlerle birlikte değerlendirilmelidir”

Deniz dalgaları, akıntılar ve diğer fiziksel deniz hareketleri, plastik atıkların geniş bir alana yayılmasına neden olduğunu belirten Aslan, “Ancak asıl mesele, bu atıkların denize nasıl ulaştığıdır. Bugün Hatay'ın bütün sahillerinde, özellikle Dörtyol, İskenderun ve Arsuz'da, yani İskenderun Körfezi'nin tamamında ciddi bir plastik atık kirliliği görülüyor. Peki, yalnızca Mersin'i suçlamak doğru mu? Elbette değil. İskenderun Körfezi'ndeki kirlilik Adana, Mersin ve Hatay'daki faaliyetlerle birlikte değerlendirilmelidir” dedi.

Üst geçitte çifte arıza: Ne yürüyen merdiven ne asansör çalışıyor
Üst geçitte çifte arıza: Ne yürüyen merdiven ne asansör çalışıyor
İçeriği Görüntüle

Hshah

“Ege'de bu ölçekte bir plastik kirliliği neden görülmüyor?”

Doğu Akdeniz’de bugün yaşanan plastik kirliliğinin en önemli nedenlerinden birinin Avrupa’dan Türkiye’ye getirilen ithal plastik atıklar olduğunu belirten Aslan, bu konuyu yıllardır gündeme getirdiklerini ancak henüz somut bir sonuç alınamadığını ifade etti. Aslan, “İzmir ve Didim’de şu anda sahiller adeta cam gibi temiz. Peki, Ege’de bu ölçekte bir plastik kirliliği neden görülmüyor? Çünkü ithal plastik atıkların önemli bir bölümü Mersin Limanı’na geliyor. Buradan Mersin ve Adana’daki geri dönüşüm tesislerine gönderiliyor. Bu tesislerde plastik atıkların yalnızca küçük bir bölümünün gerçekten geri dönüştürülebildiğini, geri kalanının ise çeşitli yollarla bertaraf edildiğini görüyoruz. İddialara göre bazı işletmeler, geri dönüştürülemeyen plastikleri öğüterek belediyelerin kanalizasyon sistemlerine, derelere, sulama kanallarına ve toprağa bırakıyor. Bu atıklar daha sonra su yolları aracılığıyla denizlere ulaşıyor” diye konuştu.

Cfe6Cc47 959E 4239 Bbbc Ab3Ac9865E38

“Plastik atıkların yakılması da son derece tehlikelidir”

Sistemin temelindeki ekonomik mekanizmaya da bakmak gerektiğini kaydeden Aslan, “Bu atıkları alan işletmeler ise bunun karşılığında ekonomik kazanç elde ediyor. Ancak geri dönüştürülemeyen atıkların nasıl bertaraf edildiği ciddi bir çevre sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Geri dönüşümü mümkün olmayan plastiklerin öğütülerek çevreye bırakılması, yakılması ya da farklı yollarla doğaya karışmasına izin verilmesi kabul edilemez. Çünkü bu yöntemlerin hiçbirisi gerçek anlamda bir çözüm değildir. Özellikle plastik atıkların yakılması da son derece tehlikelidir. Yakma sonucunda havaya çeşitli zararlı kimyasalların ve toksik gazların yayılması söz konusu olabilir. Dolayısıyla atıkların yakılması, sorunu ortadan kaldırmak yerine başka bir çevre ve halk sağlığı sorununa dönüştürüyor. Yıllardır Yalınayak bölgesindeki geri dönüşüm tesisleriyle ilgili sorunları gündeme getiriyoruz. Geçmişte bazı işletmelerin geri dönüştüremedikleri plastik atıkları mahallelerin ortasında yaktığına dair çok sayıda şikayet ve görüntü ortaya çıktı. Vatandaşların bilinçlenmesi ve bu tür faaliyetleri şikayet etmesi sonucunda bazı işletmelerin mahallelerin ortasında atık yakması zorlaştı. Ancak bu kez de atıkların işletmelerin kendi tesislerinde yakıldığı ve meydana gelen olayların zaman zaman ‘yangın’ olarak değerlendirildiği yönünde ciddi iddialar gündeme geliyor. Bu iddiaların bağımsız ve etkin biçimde soruşturulması gerekiyor” dedi.

Sözlerine devam eden Aslan, “Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin plastik kirliliği konusunda yaptığı tespitlerin önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak burada da şu sorunun yanıtlanması gerekiyor: Antalya'daki geri dönüşüm tesislerinde işlenen plastik atıkların ne kadarı yerli, ne kadarı ithal plastik atık? Bu konuda şeffaf verilere ihtiyaç var. Antalya'nın turizm açısından çevre konusunda daha hassas davranması ve işletmeleri daha sıkı denetlemesi, kirliliğin boyutunu sınırlıyor olabilir. Ancak Doğu Akdeniz'deki sorunun tamamını yalnızca belediyelerin uygulamalarıyla açıklamak mümkün değil” diye konuştu.

6E4A99F1 1389 42Fd 973E 687619E36Bae

“Sorunun kaynağına inilmesi gerekiyor”

Kirliliğin turizm açısından da ciddi sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Aslan, bu sorunun derhal çözülmesi gerektiğini ifade ederek, “Plastik kirliliğiyle ilgili görüntüler ve haberler uluslararası kamuoyuna ulaştığında, bölgeye yönelik turizm algısının olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olabilir. Nitekim bazı firmaların bu gelişmeler sonrasında Antalya'ya yönelik faaliyetlerini gözden geçirdiğine ilişkin bilgiler de kamuoyuna yansıyor. Burada artık yalnızca çevreyi değil; insan sağlığını, tarımı, turizmi ve bölgenin ekonomik geleceğini konuşuyoruz. Plastik kirliliği toprağımızı, havamızı, suyumuzu, denizimizi ve dolayısıyla gıda zincirimizi etkileyebilecek çok ciddi bir sorun. Bu nedenle sorunun kaynağına inilmesi gerekiyor” dedi.

“Sağlık, tarım, turizm, su kaynakları ve gelecek nesiller açısından da ciddi bir tehdittir”

Doğu Akdeniz'deki plastik kirliliğinin yalnızca aşırı yağışlardan kaynaklandığı söylemlere yönelik Aslan şu ifadelere yer verdi: “Elbette aşırı yağışlar derelerde ve akarsularda bulunan atıkların denize taşınmasını artırabilir. Ancak şu sorunun da sorulması gerekiyor. Eğer temel neden yalnızca yağışlar ve dereler olsaydı, neden aynı ölçekte bir sorun Türkiye'nin bütün kıyılarında görülmüyor? Benim temel çağrım şu: Türkiye, ithal plastik atık politikası konusunda acilen yeniden değerlendirme yapmalı ve çevreyi tehdit eden uygulamaların önüne geçecek çok daha sıkı denetim mekanizmaları oluşturmalıdır. Çünkü bugün Doğu Akdeniz'de yaşanan plastik kirliliği yalnızca bir çevre sorunu değildir. Bu; halk sağlığı, tarım, turizm, su kaynakları ve gelecek nesiller açısından da ciddi bir tehdittir. Bu nedenle artık sorunu sonuçlarından değil, kaynağından çözmek zorundayız.”

Muhabir: Emrah Birgül