Bayram tatilinde konserli otellere yoğun ilgi
Bayram tatilinde konserli otellere yoğun ilgi
İçeriği Görüntüle

Bugün Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, “Barış İçin Israr Ediyoruz” başlığıyla bir basın açıklaması yaptı. Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde gerçekleştirilen açıklamayı, Bugün Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyesi Canan Yüce okudu. “Barıştan tarafız ve barışı inşa etme sorumluluğumuzun farkındayız” şeklinde belirten Canan Yüce, “Biz erkek egemenliğine karşı mücadelede savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı mücadelede barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç, özgürlük mücadelemizin bir ön adımı olduğunu bilerek barış için ısrar ediyoruz. Yaşadığımız coğrafyada yaklaşık elli yıldır süren savaş ve çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasının çok önemli bir kazanım olduğunu biliyoruz. Bu süreç demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanmalıdır” dedi.

231C0Ae8 582E 46Fa A6B2 Fc2E07B9F4E4

Sözlerine devam eden Yüce, “Raporun dili ve bağlamı kadınların barış beklentisini karşılamaktan bir hayli uzaktı. Yine de bizzat TBMM’nin barış sürecinin siyasi sorumluluğunu üstlenmesinin önemini görerek raporun sonuçlarının barışın inşasının yolunu çizmek açısından taşıdığı önemin de altını çiziyoruz. Ancak raporun açıklamasının (18 Şubat 2026) ardından üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne raporun öngördüğü yasal değişiklikler/düzenlemeler ne de hali hazırda var olan yasaların ve hukuki çerçevenin etkin biçimde uygulanması yönünde herhangi bir adım atıldı. Biz kadınlar bugün de kadın hareketinden feminist hareketten arkadaşlarımızla ve barışa destek vermek isteyen tüm kadınlarla buluşarak barış sözümüzü çoğaltmak ve güçlendirmek için bir araya geldik. TBMM’nin ve ilgili tüm kurumların yerine getirmesi gereken taleplerimizi genişleterek Meclis komisyonunun dikkatine sunduğumuz raporumuzun başlıklarını bir kez daha hatırlatmak istiyor ve neden barışta ısrar ettiğimizi somut güncel örneklerle yeniden ifade etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Siyaset suç olmaktan çıkmasını hasta mahpusların ve tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmasına dikkat çeken Yüce, “Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması ve hasta mahpuslar başta olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiğini ifade etmiştik. Ancak süreç boyunca gerekli demokratik adımlar atılmadığı gibi, gözaltılar, tutuklamalar ve cezalar artarak sürdü. ‘Örgüt üyeliği’, ‘örgüt propagandası’, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’, ‘yanıltıcı bilgiyi yayma’ gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhalif kesimlerin susturulması hedeflendi” şeklinde konuştu.

“En acil taleplerimizden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması”

Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçileri soruşturmalarla ve görevden uzaklaştırmalarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Yüce, “Hak mücadelesi veren işçiler, kadınlar, ekoloji mücadelesi verip toprağını, zeytinini, havasını, suyunu savunan kadınlar ve LGBTİ+’lar baskı ve gözaltılara maruz bırakıldı. Kadın hareketine yönelik davalarda ağır cezalar verilirken, jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmeleri dahi suçlama konusu yapıldı, feminist gece yürüyüşlerinin engellenmesine devam edildi. Gazeteciler, avukatlar ve insan hakları savunucuları yargı baskısıyla karşı karşıya bırakıldı. Demokratik hakların kullanıldığı protestolarda yoğun gözaltılar, kötü muamele ve soruşturmalar yaşandı. Newroz ve barış talebinin dile getirildiği etkinlikler dahi baskıyla engellenmeye çalışıldı. En acil taleplerimizden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda da hiçbir ilerleme sağlanmadı. Ağır hasta mahpusların tahliyeleri engellenmeye devam ederken, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlalleri sürüyor ve ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. Pınar Tikit örneğinde olduğu gibi, ciddi sağlık sorunları bulunan mahpusların tahliyeleri hukuksuz biçimde engelleniyor. Öte yandan son olarak 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın gözlem kurulu kararı ile tahliyesi bir yıl daha uzatılmıştır. Bu süreçte kadınlar şiddete, katledilmeye ve cezasızlık politikalarına karşı korunmasız bırakıldı. İktidar ve yargı, kadınların ve özgürlük ile barış talep edenlerin yanında olmak yerine baskı politikalarını sürdürdü” diye konuştu.

59379305 Ed24 480B B28F A40C5F273827

"Seçilmiş yöneticiler tutuklanıyor, görevden alınıyor ve halkın iradesine el konuyor"

“Tüm kayyımlar geri çekilsin, kayyım atanmasının zeminini oluşturan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesi iptal edilsin” talebine vurgu yapan Yüce, “TBMM için hazırladığımız raporda çok detaylı haliyle paylaştığımız kayyım atamalarının bugün itibariyle hala devam ediyor olması süreç içerisinde atılmayan somut adımlardan bir tanesidir. DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van, Kağızman Belediyeleri hala kayyımlarla yönetiliyor. Seçilmiş belediye eşbaşkanları görevlerine dönemedikleri gibi hukuksuzca açılan davalarla mücadele etmek zorunda kaldılar. 2016 yılında yaşanan kayyım dönemlerinde olduğu gibi bu süreçte de kayyımla yönetilen belediyelerin ilk icraatları kadın kazanımlarını yok saymak oldu. Kayyım atamalarının olduğu belediyelerde kadınlar için hizmet veren danışma merkezleri, yaşam evleri ya kapatıldı ya da işlevsiz hale getirildi. Bir örnek vermek gerekirse; Batman’da çok dilli kreş müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştüldü, 34 kadın çalışan işten çıkarıldı. 8 Mart, 25 Kasım gibi günlerdeki idari izinler, HPV aşısı, doğum izni gibi mücadeleyle kazanılmış haklar kayyım tarafından iptal edildi. CHP belediyelerine yönelik operasyonlar devam ediyor, CHP’li seçilmiş belediye başkanları ve seçilmiş yöneticiler tutuklanıyor, görevden alınıyor ve halkın iradesine el konuyor. Halkların iradesinin yok sayıldığı, seçilmişlerin tutuklandığı bir döneme tanıklık etmeye devam ediyoruz. Barışı konuştuğumuz bu süreçte halkın iradesinin gasp edilmesine yönelik uygulamaları kabul etmiyor ve seçilmişlerin görevlerine iadesi talebimizi yineliyoruz” dedi.

“Gerekli düzenlemelerin acil bir şekilde yapılması gerektiğini hatırlatıyoruz”

Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetler için eşitlik ve kapsayıcılık temel alınmasını, anadilde eğitim alma ve hizmetlere ulaşma önündeki engellerin kaldırılmasının altını çizen Yüce, “En temel insani haklar olan eğitim ve sağlık hakkı, özellikle Kürt illerinde ortaya çıkan somut eşitsizlik nedeniyle birçok hak kaybına neden oluyor. Örneğin birçok Kürt ilinde kadınlar, jinekolojik muayeneden doğuma kadar en tepmel sağlık hizmetlerine dahi ulaşamıyor. Dil bariyeri sadece sağlık değil, tüm kamusal alanlarda kadınların haklarına erişmesini engelliyor. Batman Belediyesi örneğinde çok dilli çalışmalar kayyım tarafından yok sayıldı ve engellendi. Çok dilli, kapsayıcı çalışmaların yok sayılması kabul edilemez. Aynı şekilde kadınları şiddetten koruma amacıyla uygulamaya konulan KADES iletişim başvuru sisteminde de Kürtçe seçeneğinin yer almayışı kadınların erkek şiddetinden korunmasında önemli bir engel olarak durmaya devam ediyor. Eğitim alanında bu sorun daha da olumsuz sonuçlar yaratıyor. Bu nedenle anadilinde eğitim hakkı için gerekli düzenlemelerin acil bir şekilde yapılması gerektiğini hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Kadınların, komisyon üyelerinin ve sivil toplumun Abdullah Öcalan dahil sürecin tüm tarafları ile görüşmesinin yolu açılsın” diyen Yüce, “Son aylarda önce Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı, ardından İran’a yönelik emperyalist işgal hedefli ABD- İsrail saldırıları başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve hatta barış söyleminin dahi askıya alınması, gerekli yasal ve siyasal düzenlemeler yapılmadığında barış sürecinin dar siyasi çıkarlara kolayca heba edilebileceği tehlikesini gösterdi. Bu nedenle barışın gerçek anlamda kurulabilmesi, çatışmanın taraflarının birbirini yok saymadığı; toplumun ise sürecin dışında tutulmadığı bir siyasal zemini zorunlu kılar. Bu açıdan müzakerelerin eşit koşullarda yürütülmesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Abdullah Öcalan’ın yürütülen müzakerelerin eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Çatışma çözümü ve müzakere süreçlerinin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin, sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesi güvence altına alınmalıdır. Öte yandan TBMM’de kurulan Komisyon, kendi raporuna ve dinlenen kadınların, sivil toplum örgütleri ile akademisyenlerin, gazetecilerin ortaya koyduğu görüşleri dikkate almalıdır” dedi.

“Barışın toplumsallaşması için kadın hakikat komisyonları kurulmalı”

Sürecin gerektirdiği tüm alt komisyonların gündeme alınmasını talep eden Yüce, ayrıca Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurulmasıyla savaş suçlarının incelenmesi gerektiğini ifade etti. Cinsel şiddet faillerinin, özellikle üniformalı erkeklerin ve onları koruyup kollayan yapıların yargılanmasını isteyen Yüce, zorunlu göçle boşaltılan ve “güvenlik bölgesi” ilan edilen köylerin ise sahiplerine iade edilmesi gerektiğini söyledi. Son olarak Yüce şu ifadelere yer verdi: “Yıllardır kadın mücadelesi, barış mücadelesi veren kadınlar olarak bu süreçte eşit temsil edilmiyoruz. Oysa savaştan doğrudan etkilenen kadınlar yakınlarını kaybetmiş, zorla göç ettirilmiş, gözaltında taciz ve tecavüze uğramışlarken bizzat bu mücadele içinde yer alan kadın hareketi bileşenlerinin, barışın toplumsallaşması ve inşası sürecinin aktif /etkin bileşeni olarak kabul edilmesi gerekiyor. Savaş süreçlerinin tüm sonuçlarıyla yüzleşilmesi, kadınlara karşı işlenen tüm suçların açığa çıkarılması, üniformalı şiddeti dahil kamu personelinin ve kolluk güçlerinin tüm cinsiyetçi uygulamalarının açığa çıkarılması ve cezalandırılması amacıyla yasal çerçevesi oluşturulmuş tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması öncelikli talebimizdir. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz, Rojin Kabaiş ve henüz aydınlatılmamış birçok olay Kürt kadınlara dönük saldırılarda erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösteriyor. Kadınlar farklı coğrafyalarda farklı politikalarla maruz kaldıkları saldırılar karşısında uzun süreye yayılan yargılamalar ve cezasızlık karşısındayken barışın ısrarla amacına denk sürdürülmediğini görüyoruz. Keza silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımda güçlendirici mekanizmaların inşası ve siyasal mücadele içinde yer almalarının temel alındığı cinsiyet eşitliği hedefiyle pozitif ayrımcı uygulama ve düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor. 11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık gelen herhangi bir adımın atılmayışı da bu talebimizin aciliyetini gösteriyor.”

Muhabir: Ahmet Atala