İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Eylül 1939’un üzerinden 87 yıl geçti. Avrupa’da başlayan çatışma kısa sürede dünyanın farklı bölgelerine yayıldı. Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan savaşta Almanya, İtalya ve Japonya’nın oluşturduğu Mihver bloğu ile İngiltere, Sovyetler Birliği, ABD ve diğer Müttefik devletler karşı karşıya geldi.Yaklaşık altı yıl süren savaş, tarihin en ağır insani kayıplarından birine neden oldu. Savaş ve savaşla bağlantılı gelişmeler sonucunda hayatını kaybedenlerin sayısının yaklaşık 70 ila 85 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Nazi Almanyası’nın Yahudilere ve diğer hedef alınan gruplara yönelik sistematik imha politikası da savaşın en büyük insanlık suçlarından biri olarak tarihe geçti.

Türkiye savaşın dışında kalmaya çalıştı
Savaşın Avrupa’yı sardığı dönemde Türkiye’nin temel politikası, ülkeyi doğrudan çatışmanın içine sokmadan güvenliğini korumaktı.Cumhurbaşkanı İsmet İnönü döneminde Türkiye, savaş boyunca denge politikası izledi. Bir taraftan Müttefik devletlerle diplomatik ilişkilerini sürdürürken diğer taraftan ülkenin savaşa girmesi yönündeki baskılara karşı temkinli davrandı.Ankara’nın çekincelerinin başında ise Türkiye’nin askeri ve ekonomik kapasitesi ile savaşın nasıl sonuçlanacağının belirsizliği bulunuyordu. Özellikle Sovyetler Birliği’nin savaş sonrasında bölgede artabilecek etkisi de Türkiye açısından önemli bir güvenlik başlığıydı.Tam da bu nedenle Türkiye, savaşın dışında kalmasına rağmen savaşın diplomatik hesaplarında önemli bir ülke haline geldi.
Churchill’in yolu Mersin’e düştü
Türkiye’nin savaşta hangi pozisyonu alacağı, Müttefik devletler açısından özellikle 1943 yılına gelindiğinde daha da önemli hale geldi.İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Türkiye’nin Müttefikler safında savaşa katılmasını istiyordu. Amaçlardan biri, Balkanlar üzerinden yeni bir cephe oluşturulması ve Mihver devletlerine karşı savaşın genişletilmesiydi.Bu kritik temas için Ankara ya da Kıbrıs gibi seçenekler gündeme gelirken görüşmenin gerçekleştirileceği yer konusunda farklı öneriler ortaya çıktı. Sonunda adres, Adana-Mersin demiryolu hattındaki Yenice Tren İstasyonu oldu.Ve tarihe geçen görüşme, görkemli bir sarayda ya da büyük bir konferans salonunda değil, bir tren vagonunda yapıldı.
Tarsus’un Yenice’sinde iki lider, tek vagon
30-31 Ocak 1943 tarihlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Yenice’de bir araya geldi.Bugün “Adana Görüşmesi”, “Adana Mülakatı”, “Yenice Görüşmesi” veya “Yenice Mülakatı” isimleriyle anılan buluşmanın Adana’da gerçekleştiği düşünülse de görüşmenin gerçek adresi Tarsus’a bağlı Yenice’deki tren istasyonuydu.İki liderin bir tren vagonunda gerçekleştirdiği görüşmede savaşın gidişatı, Türkiye’nin konumu ve Müttefiklerin Türkiye’den beklentileri ele alındı.Churchill, Türkiye’nin savaşa Müttefikler tarafında katılmasını isterken Türk tarafı bunun ciddi askeri hazırlık ve güvenlik şartlarını beraberinde getireceğini ortaya koydu.Ankara açısından mesele yalnızca “savaşa girip girmemek” değildi. Türk ordusunun ihtiyaç duyacağı silah, mühimmat ve diğer askeri malzemelerin karşılanması da görüşmelerin önemli başlıklarından biriydi.Türkiye ayrıca savaş sonrasında Sovyetler Birliği’nin Avrupa ve bölge üzerindeki artan gücüne ilişkin kaygılarını da dile getirdi.Churchill ise Türkiye’nin endişelerini gidermeye yönelik güvence verirken, ihtiyaç duyulan askeri malzemelerin karşılanması konusunda İngiliz ve Amerikan desteğinin sağlanabileceği mesajını verdi.
Görüşmenin sonucu: Türkiye savaşa hemen girmedi
Yenice Görüşmesi’nin Türkiye açısından en önemli sonucu, Ankara’nın savaşa hemen dahil olma konusundaki tutumunu değiştirmemesi oldu.Türkiye, kendi güvenlik koşullarını ve ordunun ihtiyaçlarını gerekçe göstererek savaşın dışında kalma politikasını sürdürdü. Bunun karşılığında Batılı Müttefiklerden askeri yardım konusunda çeşitli taahhütler aldı.Bu tutum, savaşın ilerleyen dönemlerinde Türkiye’nin Müttefiklere daha yakın bir çizgide değerlendirilmesine rağmen doğrudan çatışmaya girmemesini sağladı.Ancak Türkiye’nin savaşa katılmaktan kaçınması, Müttefikler tarafından zaman zaman eleştirildi. Özellikle Sovyetler Birliği, Türkiye’nin Müttefikler lehine daha açık bir tutum sergilemesini ve savaşa katılmasını istiyordu.




