TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin İl Temsilcisi Jeoloji Yüksek Mühendisi Erkan Demir, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde açıklamalarda bulundu. 6 Şubat'ın acısının halen sürdüğünü belirten Demir, "Burada depremi yaşayan insanlar için belki de acı hiç dinmedi, yaraları hiç sarılmadı. Bu acılar aslında dün gibi taze. Bir deprem ülkesiyiz. Yıllardır bunu konuşuyoruz ve konuşmaya devam edeceğiz. Bu gerçekliği maalesef biz bilinçli düzeye çıkartamadık. Yani ülkemize baktığımız zaman hafıza anlamında çok geriye gitmeye gerek yok. Belki ömrümüzün 40-50 yıllık süreçte 1999 depremi bir milattı. En büyük yıkıcı deprem olarak duruyordu ancak 6 Şubat depremleriyle birlikte bu hafıza bunla birlikte bam başka birşeye dönüştü. Birçok insan bunu asrın felaketi olarak tanımladı. Burada tabi büyük bir yıkıcı depremin, yine aynı gün içinde ikinci büyük yıkıcı depremle beraber, yine devamında 6.4'lük deprem aslında bu acıyı birazcık daha büyüttü. Can kayıplarımız arttı, yıkımlar arttı. Doğal olarak 11 il olarak tarif ettiğimiz alan neredeyse 2, 3 bölgemizde ciddi anlamda hasarın, yıkımın ve çaresizliğe yol açtı. Biz şunu gördük. Ne deprem öncesine ne sonrasına hazır olmadığımızı gördük. Yıkım bir günlük süreç gibi göründü ama sonrasında biz o acıyı günler, aylarca, hatta yıllarca atlamadık. Birçok yurttaşımız cenazelerine bile ulaşamadı. Çocuklarımız kayboldu. Yargı süreçleri halen devam ediyor" diye konuştu.
"Bu Depremler Hep Olacak"
Depremin Türkiye'nin bir gerçeği olduğunu vurgulayan Demir, "Bu kader, Takdir-i İlahi gibi depremi görmek yanlış. Bugün dünyanın farklı ülkelerinde bizimle aynı jeolojik şartlara sahip benzer depremleri yaşayan birçok ülkede can kayıpları yaşanmıyor. Basit hasarlarla bu depremleri atlatabiliyorlar. Bu şunu gösteriyor. Dünyanın herhangibir coğrafyasında bu insanlar yaşamını yitirmiyorsa ve buna göre bir yaşam tarzını inşa etmişlerse biz neden halen bunu kader olarak görüyoruz. Tabiki kader değil. Bu konuda idarecilerimizin büyük sorumlulukları var. 11 ilden bahsediyoruz ama Mersin'de biz bunu bire bir yaşadık. Mersin'de belki yıkım olmadı o korkuyu, paniği vatandaşlarımız yaşadı. Günlerce insanlar eve giremedi. Biz odak noktasında 300-350 kilometre uzaklıkta bir kentet yaşayan, bu depremleri hiç hissetmemesi gereken bir coğrafyadayız ama biz bile evlerimizde duramadık. Bu aslında bizim ne kadar jeolojik anlamda da riskli bir bölgede yaşadığımızın başka bir göstergesi. Doğu Anadolu dediğimiz bu fay hattı aslında genç bir fay değil. 11 milyon yıllık bir süreci var. Orada hep hareketler oluyordu ve buda sürekli bir gerilme ile enerji birimi oluşturuyordu. Bu bir yerde açığa çıkıyor. Bu depremler aslında doğanın canlılığı. Yani yer kabuğu sürekli hareketli ve aslında yaşamın kaynağı bu faylardır. Bu kırılmalar hep olacaktır. Biz deprem ülkesiyiz. Bunu kabul etmediğimiz, bunu yatsıdığımız sürece biz bu gerçeklerle yaşamayı bir kenara koyup, hep yıkımlardan, can kayıplarından söz eder durumda olacağız" şeklinde konuştu.
"Depreme Dayanıklı Kentler Kuramadık"
Yıkımlardan dolayı ekonominin de büyük bir zarar gördüğünü dile getiren Demir, "Belki ekonomik olarak 20 yıl geriye gittik. 11 il ve çevre illerde alt yapımız, üst yapımız yok oldu. Depreme dayanıklı kentler kuramadık. 1999 depremi sonrasından 6 Şubat'a kadar bunu yapamadık. Herkesin şapkasını çıkartıp, düşünmesi gerekiyor. Biz bu işi beceremedik, maalesef yaşamını yitiren, yaralanan insanlarla ilgili vicdani olarak bir sorumluluk taşıyoruz. Burada büyük bir depremin olacağını da daha önce sürekli jeoloji mühendisleri söylüyordu. Hatta depremden 2 yıl önceki raporlarda burada 7.4 büyüklüğünde bir deprem riskini barındırdığını, bununla ilgili ivedi bir şekilde önlem alınması gerektiğine yönelik rapor bütün ilgili kurumlara iletildi. Bununla ilgili görüşmeler yapıldı. Maalesef herkesin bilgisinin olmasına rağmen pratikte birşey yapılmadı" ifadelerini kullandı.




