Son yıllarda yaşanan ekonomik dalgalanmalar, toplumun her kesimini farklı şekillerde etkilemeye devam ediyor. Gıda, barınma ve temel ihtiyaçlara ulaşmanın her geçen gün zorlaşması, bireylerin ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor. Uzman Psikolog İlayda Arısoy, ekonomik krizin yalnızca alım gücünü düşüren bir süreç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, belirsizlik ortamının insanların psikolojik dayanıklılığını ciddi şekilde zorladığını ifade etti. Terapi süreçlerinde son yıllarda benzer cümlelerle çok sık karşılaştığını belirten Arısoy, ekonomik sıkıntıların artık bireylerin yaşamlarının merkezine yerleştiğini söyledi.
"Artık insanlar yalnızca para kazanmayı değil, ayakta kalmayı düşünüyor"
Ekonomik kriz dönemlerinde insanların yalnızca maddi sorunlarla mücadele etmediğini belirten Uzman Psikolog İlayda Arısoy, terapi odalarında en çok duyduğu ifadelerden birinin "Eskiden de sorunlarım vardı ama artık hiçbir şeye yetişemiyorum." olduğunu söyledi. Arısoy, “Bu cümle ilk bakışta maddi sıkıntıyı anlatıyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir psikolojik yükü ifade ediyor. İnsanlar artık yalnızca faturalarını ya da market masraflarını düşünmüyor. Geleceğini, işini kaybetme ihtimalini, çocuklarının eğitimini, ailesinin ihtiyaçlarını ve yarın ne olacağını da aynı anda düşünüyor. Sürekli devam eden bu belirsizlik hali zihni hiç durmadan çalıştırıyor. Danışanlarımın önemli bir kısmı 'Artık sadece para kazanmaya değil, ayakta kalmaya çalışıyorum.' diyor. Bu da kronik kaygının en önemli göstergelerinden biri haline geliyor” dedi.
“Terapi odasında konuşulan aslında para değil”
Ekonomik sorunların çoğu zaman farklı psikolojik problemlerin görünür yüzü olduğunu ifade eden Arısoy, danışanlarının yaşadığı temel duyguların korku ve belirsizlik olduğunu söyleyerek, “Terapi odasında konuşulan çoğu zaman para değildir. Para yalnızca görünen taraftır. Onun altında değersizlik hissi, kontrol kaybı, gelecek korkusu, başarısızlık duygusu ve yoğun belirsizlik yer alır. İnsanlar çoğu zaman ekonomik şartların oluşturduğu yükü kendi yetersizlikleri olarak yorumlamaya başlıyor. Oysa yaşanan tablo kişisel başarısızlık değil, ağır ekonomik koşulların birey üzerindeki psikolojik etkisidir” şeklinde konuştu.
Uzun süren stres bedeni de etkiliyor
Ekonomik belirsizliklerin insan beynini sürekli alarm durumunda tuttuğunu belirten Arısoy, bunun fiziksel sağlık üzerinde de önemli sonuçlar doğurduğunu söyleyerek, “İnsan beyni güvenlik hissine ihtiyaç duyar. Ekonomik kriz bu güvenlik duygusunu sarstığında beyin çevresini sürekli tehdit olarak algılamaya başlıyor. Bunun sonucunda stres hormonları uzun süre yüksek kalıyor. Sürekli tetikte olma hissi, uyku problemleri, çarpıntı, mide rahatsızlıkları, kas ağrıları, dikkat dağınıklığı ve tükenmişlik gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Uzun süre devam eden bu durum yalnızca psikolojik değil, fiziksel hastalıkların gelişme riskini de artırabiliyor” dedi.
"Kıtlık zihniyeti zihinsel yük oluşturuyor"
Ekonomik sıkıntı yaşayan bireylerin karar vermekte zorlanmasının psikolojik bir karşılığı bulunduğunu dile getiren Arısoy, ‘kıtlık zihniyeti’ kavramına dikkat çekerek, “Psikolojide 'kıtlık zihniyeti' olarak tanımlanan durumda kişi zihinsel enerjisinin büyük bölümünü sürekli geçim kaygısına ayırıyor. 'Faturayı nasıl ödeyeceğim?', 'İşimi kaybedersem ne olacak?', 'Çocuğuma istediğim hayatı sağlayabilecek miyim?' gibi düşünceler zihni sürekli meşgul ediyor. Böyle olunca dikkat, hafıza, planlama ve sağlıklı karar verme becerileri de doğal olarak zayıflıyor. Bu nedenle ekonomik kriz yaşayan insanların hata yapmaya daha yatkın olması karakter meselesi değil, yoğun bilişsel yükün doğal sonucudur” diye konuştu.
Sessiz suçluluk giderek büyüyor
Ekonomik sıkıntıların birçok kişide görünmeyen suçluluk duygusu oluşturduğunu belirten Arısoy, özellikle ebeveynlerin bu yükü daha ağır hissettiğinin altını çizerek, “Çocuklarına istediklerini alamayan anne ve babalar büyük bir yetersizlik hissi yaşayabiliyor. Gençler ailelerine yük olduklarını düşünüyor. Çalışanlar emeklerinin karşılığını alamadıkları hissine kapılıyor. Emekliler yıllarca çalıştıktan sonra temel ihtiyaçlarını karşılayamamanın üzüntüsünü yaşıyor. Oysa bunlar bireysel başarısızlık değil, ekonomik koşulların insan psikolojası üzerindeki etkileridir. Maalesef birçok kişi sistemsel sorunları kendi eksikliği gibi yorumlayarak ağır bir suçluluk duygusuyla yaşamaya başlıyor” şeklinde konuştu.
Ekonomik baskı aile içi ilişkileri de zorluyor
Ekonomik sorunların aile içindeki iletişimi de etkilediğini söyleyen Arısoy, para nedeniyle başlayan tartışmaların çoğu zaman farklı duyguların dışavurumu olduğunu ifade ederek, “Çiftler arasında market harcaması ya da faturalar nedeniyle başlayan tartışmaların temelinde çoğu zaman 'Kendimi güvende hissetmiyorum' duygusu bulunuyor. Para sadece maddi bir araç değildir; güvenliği, kontrolü, geleceği ve yaşam planlarını temsil eder. Ekonomik baskı arttığında tahammül azalabiliyor. Anne ve babaların kaygısı çocuklara da yansıyor. Çocuklar konuşulanları anlamasalar bile evdeki gerginliği hissediyor ve bu durum onların psikolojik gelişimini de etkileyebiliyor” dedi.
Gerçekleşmeyen hayaller de yas süreci oluşturuyor
Ekonomik nedenlerle ertelenen planların da psikolojik açıdan önemli kayıplar oluşturduğunu ifade eden Arısoy, bunun çoğu zaman fark edilmeyen bir yas süreci olduğunu belirterek, “İptal edilen eğitim planları, ertelenen evlilikler, vazgeçilen hobiler, alınamayan bir ev ya da gerçekleştirilemeyen bir tatil yalnızca ertelenmiş hedefler değildir. Bunların her biri insanlar için psikolojik bir kayıp anlamına gelir. Toplum olarak çoğu zaman 'Boş ver', 'Şükret' ya da 'Herkes aynı durumda' diyerek bu duyguları küçümsüyoruz. Oysa yas yalnızca bir insanı kaybettiğimizde yaşanmaz. Gerçekleşmeyen hayaller için de yas tutulabilir” diye konuştu.
Sosyal medya kıyas duygusunu artırıyor
Sosyal medyanın ekonomik kriz dönemlerinde psikolojik baskıyı artırabildiğini belirten Arısoy, bireylerin kendilerini başkalarının hayatıyla kıyaslamaması gerektiğini söylediği açıklamasında, “Sosyal medyada sürekli tatil yapan, alışveriş yapan ya da lüks yaşam paylaşan insanları görmek birçok kişide 'Ben geride kaldım' düşüncesini güçlendirebiliyor. Oysa sosyal medya hayatın tamamını değil, insanların paylaşmak istediği mutlu anları gösteriyor. Gerçek yaşam ile sosyal medyadaki vitrin birbirinden çok farklıdır” ifadelerine yer verdi.
"Yardım istemek güçsüzlük değildir"
Ekonomik koşulların tek başına değiştirilemeyeceğini ancak psikolojik dayanıklılığın güçlendirilebileceğini belirten Uzman Psikolog İlayda Arısoy, bireylerin duygularını bastırmak yerine kabul etmeleri gerektiğini söyleyerek, “Kaygı yaşamak, belirsizlik karşısında insan beyninin verdiği doğal bir tepkidir. Bu nedenle kişi önce duygularını kabul etmelidir. Ardından kontrol edebildiği alanlara odaklanmalıdır. Günlük rutinleri korumak, düzenli uyumak, hareket etmek, sosyal ilişkileri sürdürmek ve bütçe planlaması yapmak psikolojik dayanıklılığı destekler. Eğer kaygı günlük yaşamı etkileyecek düzeye ulaşıyorsa profesyonel destek almaktan çekinilmemelidir. Psikolojik destek almak güçsüzlük değil, zorlayıcı yaşam olayları karşısında gösterilen sağlıklı bir tutumdur” ifadelerini kullandı.
"Ekonomik kriz yalnızca rakamlardan ibaret değildir"
Açıklamalarının sonunda ekonomik krizin toplumun her kesiminde farklı izler bıraktığını dile getiren Arısoy, “Ekonomik kriz sadece ekonomik verilerden ibaret değildir. Bir annenin gece çocuklarının ihtiyaçlarını düşünerek yaptığı hesaplamadır. Bir babanın evladına istediği bir şeyi alamadığı için hissettiği mahcubiyettir. Bir gencin geleceğe dair hayallerini ertelemesidir. Bir öğrencinin eğitimini sürdürme kaygısıdır. Bir emeklinin ilaç ile mutfak masrafı arasında seçim yapmak zorunda kalmasıdır. Ve bazen de terapi odasında sessizce dökülen gözyaşlarıdır. Bu nedenle ekonomik kriz dönemlerinde hissedilen kaygı, öfke, tükenmişlik ya da umutsuzluk zayıflık değil; ağır yaşam koşullarına verilen insani tepkilerdir. Ruh sağlığını korumanın ilk adımı ise yaşadığımız yükü görmezden gelmek değil, onu kabul etmek ve gerektiğinde destek almaktır” dedi.



