Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı Sinan Can, bir televizyon programında gündeme ilişkin sorulara yanıt verdi. Meslek odalarının önemli olduğunu belirten Can, "Evet bir sorunu çözme adına icracı görevlerimiz yok, bir bakanlık, bir belediye gibi ama sorunlara yada Türkiye'nin, dünyanın, kentimizin gidişatına, teknik ve akademik yönden görüş veren, raporlar ortaya koyan, belki de kentin gündemini belirleyen önemli kuruluşlarız. Bizim doğrudan Anayasa'da kuruluşu maddemiz var. O yüzden odalar var olması lazım. Bunların üretmeleri lazım, konuşmaları lazım. Tam da bu noktada çevre diyoruz, çevre sorunları pik noktadayken, Anayasa'mızda çok net bir madde varken bu kadar çevre sorunlarının oluşu çok normal değil. Bir yandan güzeli arzuluyoruz bir yandan da yapılan işlemler tersini gösteriyor. İşte Çeşmeli-Taşucu Otobon yolundaki Tırtar bölgesindeki bağlantı yolundan bahsedelim. Paralel 2 tane, bir kaç kilometre mesafede otoban bağlantı yolu. Bir yerde varken diğer yerde belki 100-150 haneyi, onlarca metre kare tarım arazisini, orman arazisini olumsuz etkileyecek bir meseleden bahsediyoruz. Orada belki bir biyo çeşitlilik değişecek. Biz güzeli arzularken diğer yandan bir adım atarken, bir yatırım yaparken aynı hataları tekrarlamak çok akıl işi değil. Trafik sorunun çözmek için otobanlar, paralel yollar yapılması gerekiyor fakat bunu biyo çeşitliliği en az etkileyecek şekilde planlanması lazım. Çünkü artık uluslararası projelerde çevre ve sosyal etki değerlendirmesi yapılır, daha sonra çalışma başlar. Bu gibi projelerde çevre ve sosyal etki değerlendirme yapılması gerekir. Buralar içinde aynı değerlendirme yapılması gerekir. Otobanın geçtiği noktada yüzlerce, onlarca insanın mağdur oluşu, metrekarelerce yeşilin doğan yok olmasını sağlamak çok da doğru birşey değil" dedi.

“Çevreye, Doğaya Biraz Saygı Arzuluyoruz”
Projenin ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü'nü de etkileyeceğini vurgulayan Can, "Çünkü orası çok değerli bir enstitüsü. Mersin'in marka değeri yada dünyaya açılan önemli kalelerinden biryer. Çünkü orada uluslararası projeler, makaleler, tezler yapılıyor ve dünyada deniz enstitüsü, deniz biyolojisi hakkında harika çalışmalar yapılıyor. Burası kamu arazisi diye Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün sınır bölgesinden, belki de içinden geçerek bir otobanın sağlanması o kaleyi koruyamadık hissine kaptırdı beni. Bu gibi yatırımlar yapılırken, yönelimler belirlenirken nereye dokunuyor, nasıl işleniyor, nasıl planlanıyor bunu sorgulamamız gerekir. Çünkü bu enstitü gibi çok marka değerler akademik ve bilimin işlediği, bizim aydınlık geleceğe ulaşmamızı sağlayan enstitülerimizi korumamız lazım. Bakıyorum her 2 projenin girişi ve çıkışı 2 önemli enstitümüzden geçiyor. Bu çok doğru bir şey değil. Buna bütün Mersinlilerin karşı çıkması gerekiyor. Bu hizmetlerin insanların rahat gidip, gelmesi için önemli ama rant anlamında da bakmak gerekir. Birde bunun paralı olacağı söyleniyor. Mersin’den girip, Mersin’den çıkacağım otobana ben niye para ödeyim. Böyle birşeyin olmaması lazım. Bu uygulama GMK’daki yoğunluğu azaltmaz. İnsanlar 3 kuruş vermemek için GMK’yı yine kullanırlar. İnsanlar Çukurova Halimanından bindiği zaman 1 saat sonra Silifke’de olsun ama bunları yaparken, çevreye, doğaya da bir saygı arzuluyoruz” şeklinde konuştu.
“Yöre Halkı Hep Birlikte Karşı Çıkıyorsa ÇED Olumsuz Kararları Çıkabiliyor”
Gözne'de yapılması planlanan kalker ocağına yönelik de açıklamalarda bulunan Can, “Bizim Bolkor Dağlarının eteklerinde yer alan Gözne, Bekiralan’ı, Kepirli, Arslanköy, Fındıkpınarı, aşağı doğru indiğinizde Güzelyayla, İnsu, Değirmençay, Çukurkeşlik gibi yerler nedense ne zaman, nasıl alındığını bilmeksizin öbek öbek ruhsatlandırılmış. Bir yerin süreci bitiyor, bir yer başlıyor. Hepsi 5 kilometre, 10 kilometre uzaklıklarda olan ruhsat alanları. Mersin’de gerçekten nefes alan, böyle ekolojik, kırsal turizm dediğimiz özellikle serinlemek için insanların kaçtığı güzel bölgeler buralar. Burada inanılmaz şekilde öbek öbek maden ocakları ruhsatları verilmiş. Bunlar hangi kriterlere, ölçütlere, projeksiyona göre verilmiş bilmiyoruz. 94.3 hektarlık alanın, 56.9’u ÇED alanı. Yani 94.3 hektarlık alan ocak arama alanı. Bunun yüzde 97.56’sı orman arazisi. Siz orman arazisini hangi kriterler ölçüsünde, projeksiyon çerçevesinde maden ocağı arama ruhsatı veriyorsunuz. Bu Mersin için çok önemli sorun. Maden ocakları çok patolojik sorun olma noktasına doğru ilerliyor. Dağlarımız delik deşik durumda. Bir mahallede başlayan ÇED süreci olumlu yada olumsuz sonuçlandığı an diğer mahallede hemen bu süreç başlıyor. Bu bölge bu kadar maden ocağını kaldıracak potansiyelde mi? Ya öncelikle yöre halkı ne diyor? Bu gibi ÇED sürecinde bakanlığın çok kayıtsız kaldığını düşünmüyorum. Yöre halkı gerçekten bilimsel, akademik yönde bir savunuculuk yada bir öneri, tespit yapıyorsa, üzerine de gidiyorsa, köylünün tamamına yakını karşı çıkıyorsa ÇED olumsuz kararları çıkabiliyor” diye konuştu.
“Bu Taşkınlardan Ders Çıkarılması Gerekiyor”
Geçtiğimiz günlerde yağmurdan dolayı derelerin taşması konusuna da değinen Can, “Bu dereler neden taştı? Çünkü bir sel olmadı. Sel başka bir şey taşkın başka bir şey. Taşkının olduğun gün beri sel yada taşkın uyarısı da yoktu. Bu bir kere ders çıkarılması gereken bir şey. İlla kentin merkezine düşen yağış miktarına göre sel yada taşkın olma ihtimalini değerlendirmemek gerekiyor. Kentte şu kadar yağmur yağacak hemen önlem alalım. Demek ki önemli olan sadece kent değilmiş, yukarı bölgeler de önemliymiş. İşte Bolkar dediğimiz Toroslar etekleri de önemli. Farkındaysanız çok kısa önce kar yağdı, bu kar enginlere de yağdı. 800 metre rakımlarda bir kar kaldı. O gün kentte ve yukarıda çok ciddi yağış yoktu ama bir önceki yağışların hesaplanıp, o karın mevcut olduğunu düşünüp, o karın yağmurla birlikte eriyip, derelerde suyun yükselmesine neden olacağı duyurulmalıydı. Mezitli Deresi normal şartlarda taşmazdı. Genelde Kandak, Müftü dereleri taşardı. Burada sorulardan bir tanesi dere yatakları ne kadar temiz? Evet kent merkezideki dereler ıslah ediliyor, 50’şer metre taşkın koruma bandı var, ona göre ıslah yapılıyor ama yukarıdan sular kendi yatağını bulmuş şekilde geliyor, kentte geldikçe daralıyor. Bu su zaten beraberinde kirliliği de alıp gelip, kent merkezinde de zaten çok dar olan dere yatağında tıkanmalar, bunun sonucunda da su seviyesinin yükselmesiyle birlikte taşkın oluyor. Tıkanıklık olmasıydı, dere yatağı kendi yatağında olsaydı, ıslah çalışmaları 100 yıllık yağış projeksiyonlarıyla yapılsaydı bir sorun yaşanmayacaktı” ifadelerini kullandı.
“Çevre, İklim, Afet Gibi Sorunlar Tüm Toplumun Sorunlarıdır”
Çevre, afet ve doğa sorunlarının siyasi söylemlere malzeme edilmemesi gerektiğinin altını çizen Can, “İnsanların geleceklerini, var olan noktalarını korumak için birbirlerine sataştıkları, suçlarını birbirine attıkları, sorunu görmezden gelip, sadece siyasi algılar oluşturmak doğru değil. Çevre ve afet gibi alanlar bu siyasi atışların dışında tutulmalı. Bakın iklim değiştiği zaman, biz Mersin’de yazın 30 derece değil de 41 dereceyi gördüğümüz zaman kentte kimseyi bulamazsınız. Siyaseti yapan kim olursa olsun oda Mersin’de olmaz. O yüzden çevre, iklim, afet gibi sorunlar tüm toplumun sorunlarıdır. Bakın hem işbirliğini övdük hemde sorunun tespitini yaptık” dedi.

“Mersin Kirli Hava Soluyor”
2018 yılından beri Mersin’in hava kirliliği raporlarını açıkladıklarını dile getiren Can, “Raporlarımızda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerini kullanıyoruz. Mersin’de 7 tane istasyon var. Akdeniz, Huzurkent, İstiklal Caddesi, Tarsus, Taşucu, Toroslar ve Yenişehir. Halen bu sayının yeterli olduğunu düşünmüyoruz, sayının artması gerekiyor ama Türkiye ortalamasında yüksek bir rakam. Partikül madde 10, partikül madde 2,5 değeri, azotlu bileşikler ve kükürt, ozon ve karbonmonoksit kirleticilerinin orada ölçüm değerleri mevcut. Partikül madde 10 değeri tüm istasyonlarımızda ölçülüyor. Yani bunlar gözle görülmesi bile zor olan kirleticiler. Mersin kirli hava soluyor mu? Evet Mersin kirli hava soluyor. Partikül madde 10 değerinde tüm istasyonlarımızda, bazı istasyonlarımızda yüzde 70 oranında tekabül eden kirlilik ölçümleri var. Mesela Tarsus’ta 349 gün ölçüm yapılmış, bunun 259 günü kirli hava solumuş. Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır değerlerine göre 279 gün kirli hava solumuşuz. Yani buruda yüzde 70 oranında bir kirlilik var. Diğer yandan İstiklal Caddesinde ise 365 günün 312 günü ölçüm yapılmış. Ulusal değerimize göre 170 gün kirli hava solumuş. Dünya Sağlık Örgütü’nün değerlerine göre ise 208 gün kirli hava solumuş. Akdeniz’de 340 ölçüm yapılmış. Ulusal sınır değerlerimize göre 221 gün kirli hava solumuşuz, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre ise 259 gün kirli hava solumuşuz. Yine yüzde 70-80 oranında kirli hava solumuşuz. Taşucu’ndaki yer çok ilginç. Bu istasyon Göksu Deltası’nın içinde yer alıyor ve havanın en temiz olması gereken yer. Burada da 146 gün ölçüm yapılmış, 104 günü kirli hava solumuşuz. Yani yüzde 80 oranında. En temiz bölge diyebileceğimiz, en kırsal bölge diyebileceğimiz yerde bile kirli hava soluyoruz. Partikül madde 2,5 değeri daha önemli. Bu kanserojen riski en yüksek, canlıların yaşamlarını sonlandırabilecek kirliliklerdir. Eskiden İstiklal Caddesi, Akdeniz ve Yenişehir’de ölçülürdü bu sene hiçbir istasyonda ölçüm yapılmamış. Neden yapılmamış? Çünkü partikül madde 2,5 için Türkiye’de bir değer yok. Avrupa Birliği’nde de yok. Ancak Dünya Sağlık Örgütü buna bir değer belirlemiştir. Geçmiş yıllarda hatırlıyoruz, verilerde de var yüzde 80-90 oranında kentimizde partikül madde 2,5 değeri kirli çıkardı. Bu sen ölçüm yapılmamış” şeklinde konuştu.





